BEBEKLE SEYAHAT HAZIRLIKLARI

Son dönemde en çok çocukla (daha doğrusu bebekle) seyahat ederken nelere dikkat edip, hangi püf noktalarının hayat kurtarıcı olabileceği üzerine araştırma yapıyorum. Önümüzdeki ay bizi 18 günlük uzun bir tatil bekliyor, hem de kıta aşırı bir tatil! İlk durağımız Kamboçya olacak, sonrasında Malezya (Kuala Lumpur ve Langkawi), Tayland (Koh Lipe), Endonezya (Bali) ve Singapur’da konaklayıp Türkiye’ye döneceğiz.

Uzakdoğu ülkelerine eşimle daha önce yaptığımız seyahatlerden deneyimlerimiz tabi ki geçerliliğini koruyor ama işin içine bu sefer 18 aylık bir de bebek eklenince o kadar panik haldeyim ki! 12 saat kesintisiz Singapur uçuşu, indikten sonra tekrar bir 2 saat aktarma ile Bangkok uçuşu ve Bangkok’a vardıktan 12 saat sonra Kamboçya’ya uçacağız. Yaklaşık 24 saat yollarda, bu sürenin çoğu da havada uçarak geçecek!!! Bunca saat Asil’i nasıl sakin tutacağız, nasıl oyalayacağız, uyku/yemek düzeni nasıl olacak derseniz, ben dersime çok çalıştım. Bakın neler yapacağım şöyle sıralayalım;

*Yola çıkmadan önceki BİR HAFTA boyunca uyku saatlerini 15’er dakika öne çekin. (Bu özellikle gece değil de gündüz saatlerinde yapılacak uçuşlar için geçerli) Akşam 20:30da yatmaya alışık Asil’in bu sayede 19:30da gece uykusuna geçmesini umuyorum. Uçuşumuzun 13:30da olduğunu düşününce Asil’i neredeyse 5-6 saat oyalamamız gerekecek o ayrı tabi:)

*Bebeğinize yeni oyuncaklar alın, yeni de olsa mümkün olduğunca seveceği şeyler almaya çalışın. Her yeni oyuncak keşfetmek için zaman harcamak demek:)

*Uçak içinde yanınıza alacağınız çantada tüm gerekli eşyaları bulundurun, ama fazlasını değil! Bolca yedek bez (uçuş süresine göre hesaplamanızı +3 olarak yapın derim), bebeğinizin yiyeceği öğünler yanınıza alabileceğiniz küçük porsiyonlar şekilde hazırlanmış (ısıtmanız için kabin personeli size yardımcı olacaktır), seveceği atıştırmalıklar (Asil için en sevdiği dut kurusu, üzüm kurusu, fındık ve ceviz alacağım örneğin), her ne kadar yasak desek de ipad ve benzeri tabletlere yüklenmiş seveceği reklam/çizgi film/şarkı videoları, yedek kıyafet (hem bebeğiniz, hem siz, hem eşiniz için -bebeğiniz kucağınızdayken kusma ihtimaline karşı kendinizi de düşünmeniz gerek), bolca sıvı içecek, kullanıyorsa emzik (mutlaka yedeği ile birlikte), ince bir battaniye, bebeğinizin yastığı, her ihtimale karşı CALPOL şurup (bebeğiniz için olduğundan uçuğa binerken yanınıza almanızda sıkıntı olmayacak).

*Yapabileceğiniz kadar çok plan hazırlayın! Siz A planında oyuncağı ile oynatırken birden ağlamaya başlayan bebeğinizin sizi paniklemesine izin vermeyin. Hemen B planına geçin! Uçuş süremizi de göz önüne alınca benim şu an H’ye kadar gelmiş olduğum doğrudur:))

Bir keresinde yolda giderken (çocuksuz zamanlarımda); yanımızda sürekli ağlayan çocuğu kucağında, sinirden ve ne yapacağını bilememekten kıpkırmızı olmuş anneye, başka bir teyzenin söylediği laf o gün bana çok komik gelmişti; şimdiyse ne kadar da doğruymuş diyorum : ‘Köpeğim havlamaz, çocuğum ağlamaz demeyeceksin kızım. Çocuk bu, ne zaman ne yapacağı belli olmaz!’

Benim bu her ihtimali düşünmeye çalışarak hazırlandığım ‘UÇUŞ PLANIM’ da elbet bir yerde sekteye uğrayabilir! Şu an için başıma gelebilecek tüm senaryolara çalışıp, elimden geldiğince sakinliğimi koruyup, sağ salim ilk varış noktamıza ulaşmaktan başka bir şey düşünmüyorum açıkçası! Planlar ve gerçekler nasıl olurmuş yaşayıp göreceğim her zamanki gibi, tecrübe ettiklerimi de buradan yazmaya devam edeceğim. Sizin de deneyimleyip tavsiye edebileceğiniz meslek sırları varsa seve seve okurum:)

Sevgiyle kalın,

Uyku Eğitimi Dedikleri – Bir de benden Okuyun:)

uyku

Bu başlığı attım ama konuya nerden başlasam, nasıl kısaca toparlasam bilemiyorum. Çocuğunuz olduktan sonra en çok okuduğunuz konu beslenme ve uyku üzerine yazılmış yazılar oluyor. Ben ne yaptım diye sorarsanız hemen hemen bulduğum tüm kaynakları okudum, araştırdım. Bir çok uyku yöntemi var ve bu yöntemleri ortaya atmış uzmanlar (Ferber, Hogg ve West benim en aklımda kalanlar) araştırdığınız zaman. Bu isimler size okul yıllarınızdaki Sosyoloji ya da Felsefe derslerini hatırlattı biliyorum, bana da öyle olmuştu. Hatta daha da detaylı araştırmaya başladıkça bildiğiniz dönem ödevi hazırlar hale geliyorsunuz. Önemli olan kendinize ve bebeğinize en yakın yöntemi bulup uygulamak. Eğitimsiz olmaz mı şimdi bu uyku meselesi derseniz, ben her daim ‘Eğitim Şart!’ diyenlerdenim:)

Şimdi iyi güzel de uğraştırma bizi nasıl olacak bu uyku işi diyorsunuz biliyorum. Ben Asil’e Tracy Hogg’un yöntemini uyguladım, fikirleri bana en yakın o geldi çünkü. İnternette daha detaylı bilgiler bulabilirsiniz Tracy Hogg yöntemiyle ilgili, hatta ‘Bebek Bakım Sorunlarına Mucize Çözümler’ kitabını başucu kitabı yapabilirsiniz. Yöntemin tüm detaylarını burada yazmam mümkün değil ancak aşağıda bebekler ve aylarına göre Uyuma/Uyanık Kalma süreleri bulabilirsiniz;

Aşağıdaki Liste Tracy Hogg’dan alınmıştır. (Bebeklerin aylarına göre UYKUDA GEÇİRMESİ GEREKEN SÜRE)

0-1 Ay: 19-21 saat

2-3 Ay: 16-18 saat

4-6 Ay: 15-16 saat

6-9 Ay: 13.5 -16 saat

10-12 Ay: 13-15 saat

13-24 Ay: 13-14 saat

BEBEKLERİN İKİ UYKU ARASINDA UYANIK KALMA SÜRELERİ

Yeni Doğan: 50-60 dakika

1-2 Aylık: 1saat / 1saat 15 dakika

2-3 Aylık: 1saat / 1saat 20 dakika

4-6 Aylık : 1.5  / 2saat

7-9 Aylık : 2saat 45 dakika  / 3saat

10-12 Ay:  3 / 4.5saat

13 Ay +  : 5 / 6saat

Tracy Hogg yöntemi biz annelere PLANLI (en sevdiğim kelime) bir hayat vadediyor, bunu da kısaca E.A.S.Y. diye adlandırıyor. Eating, Activity, Sleeping and Your time) “Yemek, Oyun vakti, Uyku ve Kendimize ayırdığımız zaman” şeklinde bir döngüyle, aşağıda yazan her şeyi planlayabileceksiniz, hem de süper kahraman olmadan!:)

  1. Yemek: Bebeğinizin ne zaman acıkacağını (Ağlama 1); aşağı yukarı ne kadar süt içeceğini; doyup doymayacağını
  2. Uyanıkken/Oyun Vakti: Ne kadar uyanık durmak ve oynamak gerektiğini; ne zaman sıkıldığını (ağlama 2) ne zaman aktiviteleri yavaşlatıp sakinleşme ve sonra uyku moduna geçeceğimizi; dışarı çıkarsak ne zaman dönmemiz gerektiğini.(Uyanık vakit/Oyun)
  3. Uyku: Nasıl uykuya dalacağını ve ne kadar uyuyacağını; tahminen ne zaman uyanacağını
  4. Size kalan vakit: Asil uyuduğunda kendime kalan sürede neler yapabileceğimi; ne kadar uyuyabileceğimi; ev işi yapıp yapamayacağımı

Benim ilk günler kurtarıcım Tracy Hogg oldu diyebilirim. 40 günlük olana kadar bebekler gece-gündüz ayrımı yapamıyorlar, ve biliyorsunuz ki sürekli emmek istiyorlar. Etrafımda saatini kurup bebeğini 2-3 saatte bir emmek için zorla uyandıran arkadaşlarım vardı benim! Bense uyurken bile bana yapışık yaşayan, memeden ayrılınca çığlığı basan bebeği ve uykusuzluktan çökmüş göz altlarıyla dolaşıyordum, ta ki bu yöntemi okuyup anlayana kadar! Tracy Hogg sistemi hemen hemen bütün bebeklere uygulanabir bence ve ne kadar erken, o kadar yüksek başarı şansınız var! Bebeğiniz her ağladığında aç olmayabilir ya da gündüz vakti hazır uyumuşken ellemeyeyim de 3 saat uyusun demek günün kalan saatleri için pek de akıllıca olmayabilir.

İlk aylar bebeklerin mide kapasiteleri küçük olduğu için az ama sık beslenmek istiyorlar. 4.aydan sonra bu durum değişiyor, gün içinde yeteri kadar beslenen bir bebek kesintisiz 8 saat uyuyabilir aslında. Değil 8 saat, gece deliksiz 3 saat uyku için neler vermeyiz ki değil mi?! Öyleyse başlayalım çalışmaya! Yukarıdaki tabloya bakıp bir sorgulayın bakalım, bebeğiniz gündüz kaç saat uyuyor; acaba gece uyanmalarının sebebi TOPLAM ihtiyacı olan uykuda kalma süresini doldurduğu için olabilir mi? Şöyle bir örnek vereyim; Asil şu an 18 aylık, günde 13-14 saat kadar uykuya ihtiyacı var, çoğu günü 13 saat uykuyla tamamlıyor. Sabah 07:30 kalkış-12:30 öğle uykusu (5 saat UYANIK kalmış oluyor)-14:30 kalkış (2 saat UYKU uyumuş oluyor)-20:30 gece uykusuna yatış (6 saat UYANIK kalmış oluyor). Gece 20:30dan sabah 07:30’akadar da toplam 11 saat gece uykusu + öğlen uyuduğu 2 saati de eklersek tablodaki 13-24 ay arası bebeklerin uyuması gereken 13 saatlik uykusunu almış oluyor.

Çok matematiksel hesaplar bunlar farkındayım ama mutlu bir bebek/mutlu bir anne olmanın temelinde DÜZEN ve PLANLI OLMAK var özetle. Siz yada bir başkası, bebeğinize bakan kim olursa olsun bu sürelere mümkün olduğunca uymaya çalışmanız çok önemli. Bebekler rutinden hoşlanır. Asil 30 günlükken sadece 3 günde bu sisteme alıştık biz. Her zaman böyle tıkır tıkır işliyor mu peki derseniz, TABİKİ HAYIR! Ama istisnaları (diş çıkarma, hastalık gibi) saymazsak Asil hep düzeni seven ve düzene uyan bir bebek oldu. Ben bebeğimi 3 aylıkken bakacak olan ablamıza teslim edip işe başladım. İşe başlamadan önceki 1 haftayı evde birlikte benim ve Asil’in sistemimizi öğrenerek geçirdik. İlk zamanlar ben sürekli uyuması ve uyanması gereken saatlerde evi aradım, düzenimiz hiç değişmedi.

Uyumadan önce uygulayacağınız uyku rutini (yıkanma, pijamaları giyme, emzik verme), 4.aydan sonra başlayıp 1 yaşına kadar uygulayabileceğiniz ‘rüya öğünü (Dream Feeding)’ ve yukarıda yazan saatlere uyarak bebeğinize uyku eğitimi vermenin söylediklerinin aksine ‘bırak ağlasın ancak öyle alışır uyumaya’ demenin çok ötesinde olduğunu söyleyebilirim. Uyku konusu ile ilgili o kadar uzun yazabilirim ki, olabildiğince kısa ve açık anlatmaya çalıştım. Aklınıza takılan soruları seve seve yanıtlamaya çalışırım, hep belirttiğim gibi, tamamen kendi tecrübelerimle:)

Pazartesi Sendromu Dedikleri?

park

Hafta sonu evde çocuk-ev işi-yemek üçgeninde boğuşup Pazartesi çalışmak için işe gelmiş anneler, sendrom yaşamadığınıza eminim, birbirimizi kandırmayalım!:) Sabah işe gelip kahvenizi alıp önce hafta sonundan kalan mailler temizlendi, sonra gazeteler açılıp haberlere bakıldı (2 gündür dünyadan bir haber yaşadığınızı düşünüyorum, en azından ben öyle oluyorum), artık bomba gibisiniz ne sendromu, hadi gülümseyin:) Bu arada hemen her Pazartesi olduğu gibi diyete başlayan ANNE, yalnız değilsin! Pazar kahvaltısında yediğin bal-kaymak ve film izlerken dayanamayıp atıştırdığın cips/kuru yemişler bu hafta dikkat edip eritilecek söz ver kendine!

Hafta sonu dediğinizde, benim için asıl sendrom Cumartesi geldiğinde başlıyor. Hele Cumartesi yarım gün çalışıp öğlen 13:30’dan sonra eve geliyorsanız; Pazar akşam olup hafta sonu bittiğinde sanki hiiiiiç bir şey yapamamış gibi hissediyorsunuz kendinizi, zaman size yetmiyor. Çocuk bütün hafta evdeydi, acaba nereye gitsek de sosyalleşsek; bu hafta yemek için ne pişirip dolaba bıraksak; çamaşırlar birikti bakalım kaç makine çıkacak; çocuğu bir uyutsak da sevgiliyle baş başa hangi filmi izlesek (film izlerken uyuyup kalanlar elime mum diksin!); Pazar sabah çocuk bir saat fazla uyusun diye totem mi yapsak (kabul edin Pazar sabahları o totem hiiiiiç tutmayacak!)… Serdar Ortaç şarkısı arka fonda çalsın lütfen ‘Kafammmmda Deli Sorularrrr’!!! Siz bir buçuk günlük hafta sonu için beyin fırtınası yapıp Marathona hazırlanan sporcu kadar efor harcarken, bir de bakmışsınız ‘Sen de hep sinirlisin’ diyen bir adam ile karşı karşıyasınız!!! Sakin ol sevgili anne, ne de olsa çocuğunuzun babası o:)

Anne olmak, kadın olmak, her detayı düşünmek zorunda olmak çok yorucu kısaca. Çok eğlenceli tarafları da var ama mesai hiç bitmeyecek baştan bilin istiyorum. Herkese iyi haftalar, hafta sonuna kadar güzelce enerji depolayın:)

 

Duyanlar Duymayanlara Anlatsın: ‘BEYAZ GÜRÜLTÜ’

kolik

Asil kolik sancıları çeken bir bebek değildi, gaz çıkarma konusunda oldukça yetenekli olduğu bile söylenebilirdi hatta:) Yine de günün belirsiz saatlerinde, aniden ve susturulması imkansız ağlamaları vardı. Kolik sancısı çeken bebekler gibi saatlerce sürmese de en olmadık zamanda ve susturulamaz ağlamalar her anneyi telaşlandırır tahmin edersiniz ki. Biz de bu dönemlerden birinde (Asil 40 günlük falandı yanılmıyorsam) Beyaz Gürültü’yü keşfettik. Anne-baba olunca öğrenecek ne kadar da çok şey varmış!!!

Beyaz Gürültü (White Noise) Nedir? Aslında ismi gibi bir gürültü değildir. Rüzgar, dalga, şelale, radyo dalgası, okyanus sesleri gibi uğultulu ses frekansı veya sinyaldir. Beyaz nasıl tüm renkleri içerisinde bulunduran bir renk ise; beyaz sesler de insan kulağının alabileceği tüm seslerin frekansını içerisinde eşit olarak barındıran özelliğe sahiptir. İsmi de zaten buradan gelmiştir. Vantilatör, saç kurutma makinesi, elektrikli süpürge gibi devam eden sesler ile rüzgar, su, dalga sesleri,vs de bu özelliğe sahiptir.

Bebeklerin de anne karnında duyduğu ses (sizin kan akışınız, organlarınızın çalışması gibi) beyaz gürültü olması sebebiyle, doğumdan sonra bebeğin rahatlaması ve kendini huzurlu hissetmesi için bu sesler çok yardımcı oluyor. Özellikle de kolik bebeklerde…

Açıkçası biz öyle saç kurutma makinesi, elektrik süpürgesi falan denemedik; daha doğrusu sokak ortasında ağlama krizi gelen bebeğimize uygulamak için daha pratik bir yol tercih ettik. Youtube’da Beyaz Gürültü diye arattığınızda farklı seçenekler çıkacak ancak benim tavsiyem Buzuki Orhan Osman – Kolik 2007. CD, özellikle kolik bebekler için beyaz gürültüleri içeren çamaşır makinası, aspiratör gibi seslerden ve enstrümanlardan oluşuyor. Artık akıllı telefonlar/tabletler sayesinde her an internet bağlantısı mevcut. Açın bu anlaşılmaz (!) sesi ve bekleyin; bebeğinizin ağlama sesinden daha dinlendirici olduğuna garanti verebilirim…

babasıyla

Babasının kucağında uyuyakalmış 20 günlük Asil bebek. İlk günlerde/aylarda anne ve babasının göğsünden daha huzurlu bir yer olmayacaktır, kalp atışınızı dinlemek de bebeklere ‘Beyaz Gürültü’ etkisi yapıyor çünkü…

Mutlaka denemenizi tavsiye ediyorum, bebeğinizin nasılda bir anda susup sakinleştiğini gördüğünüz zaman inanamayacaksınız!!

 

HAMİLEYKEN NASIL BESLENDİM?

Kilo konusu biz kadınların her daim canını sıkmıştır. Hamilelik aldığınız kilolara o kadar da üzülmediğiniz tek dönem olacak, tabi hamileyken de ipin ucunu kaçırırsanız o başka! Özellikle son yıllarda hamilelikte az kilo almak moda olmuş gidiyor. Evet, üzerinize gereksiz yere onlarca kilo bindirmek hem sizi hem bebeğinizi olması gerekenden çok daha fazla yoracak AMA kilo almamak için bu dönemde bile yok onu yemem yok bunun yemem diyerek 8-9 kilo alanlara da ayrıca bir sinir oluyorum şahsen!

Bence esas mesele az kilo almaktan öte sağlıklı beslenmekten geçiyor. Ben ilk 4 ayda 7 kilo almıştım örneğin! Doktorum bile çok hızlı gidiyorsun dikkat et diye uyarmıştı hatırlıyorum. İlk 4 ayda alınan kilonun bebeğe faydası olmuyor artık bunu hepimiz biliyoruz. Ben doğanın bir düzeni olduğuna ve sebepsiz hiçbir şey yapmadığımıza inananlardanım. Evet benim ilk 4 ayda aldığım kilo bebeğimi beslemedi belki, ama sağlıklı bir hamilelik geçirip bebeğimin vücuduma tutunmasını kolaylaştırdı belki de haksız mıyım?! Bu 7 kiloyu da abur cubur yiyerek almadım ayrıca baştan açıklık getireyim. Kırmızı et ile aram pek yoktur, daha çok sebze sevenlerdenim. Ama hamileyken yediğim kırmızı eti bu yaşıma kadar yediklerimi toplasan yememişimdir, o derece yani! Öğlen 8 köfte, akşam 500gr. ızgara et falan yiyiyordum temsili:) Meyvelerden muz genelde kalorisi sebebiyle son tercihlerim arasında olurdu, ama ilk aylardaki mide bulantılarımı bastıran en güzel seçenek olunca iş değişti:) Akşam oturduğum yerden gidip gelip dolabı açıp 4-5 muz yiyip öyle uyuyordum:))) Şimdi bu yaptıklarım da pek mantıklı değilmiş farkındayım ama dedim ya, bünye istiyor ve mutlaka bir sebebi var! Mesela her zaman kansızlık sorunu olan benim hamileliğim boyunca kan değerlerim hiç düşmedi, kanlı canlıydım maşallah:) Demek ki neymiş, et yemek gerçekten kan yapıyormuş! Kramp ve kasılmalar da hemen hemen tüm hamilelik boyunca yaşayacağınız sorunlar, ben bir kez olsun kramp hissetmedim bile! Demek ki neymiş, muzun içerisinde yüksek oranda bulunan potasyum gerçekten işe yarıyormuş!

Her zaman yukarıda saydığım gibi aşırılıklar yoktu beslenmemde elbette. Öncelikle doktorumun verdiği vitaminlerimi hep düzenli içtim. İlk 3 ay (hatta hamile kalmadan 3 ay önce başlanmalı) folik asit, hamilelik süresince multi vitamin, 5.aydan itibaren Omega-3 sürekli kullandığım ilaçlardı. Her anne adayının bünyesi ayrı olacağı için sizin doktorunuz bunlara hiç gerek duymamış ya da çok daha fazlasını vermiş olabilir, bir şey diyemem. Burada önemli olan doktorunuza güvenmeniz ve sizin de kullanacağınız ilaçları sorgulamanız. Ben balık ve cevizi sürekli tüketmeme rağmen Omega-3 kullanmayı gereksiz bulmuştum örneğin, ama hamilelik sürecinde ihtiyacım olan miktarda Omega-3 alabilmek için Norveçli bir balıkçı kadar soğuk deniz balığı tüketmem gerektiğini bilmiyordum:) Omega-3 takviyesi almanın aynı zamanda doğum kaygılarını da azaltan bir tarafı varmış, bu sebeple doğumdan sonraki 3 ay kullanmaya devam ettiğinizde depresyonun bile önüne geçiyormuş!

Normal bir günde yediğim (aşırıya kaçmadıkça) beslenme düzenim hep aynıydı. Kahvaltı olmazsa olmaz! Mutlaka her gün 1 yumurta yemenin bebeğin fiziksel/zihinsel gelişimine o kadar katkısı var ki! Yanında beyaz peynir, zeytin, domates, ceviz, 1-2 dilim tam buğday ekmeği, 1 bardak taze sıkılmış portakal suyu (canım kocam her sabah elleriyle sıkardı, buradan teşekkürü tekrar borç bilirim!). Kahvaltıda alınan C vitamini demir emilimini de arttıracaktır. Ben diyetisyen falan değilim ama yıllardır hep çok okuyup çok araştırırım. Kahvaltıda 1 açık çay için diyen bir doktorunuz olabilir, ben diyemeyeceğim! İçtiğiniz her yudum çay o gün bebeğinize gidecek vitaminleri azaltmaktan başka işe yaramayacak çünkü! Buna kahve de dahil. Kafein içeren tüm yiyecek/içeceklerden uzak durun kısaca. Ben zaten oldum olası çay sevmediğim için bu konuda pek zorluk yaşamadım. En çok kahve içmeden nasıl yaşarım diye düşünüyordum ki, hamile kaldığım günden itibaren kahve kokusundan tiksindim! Her ne sebeple olursa olsun, bile bile bebeğine zarar verecek bir şeyi kendi iradesi dahilinde kesmeyip yapmaya devam eden anne adaylarını benim aklım almıyor! Sadece çay-kahve değil; hamilelikte şarküteri ürünleri, kabuklu deniz ürünleri, dip balıkları, asitli içecekler, dondurulmuş gıdalar ilk aklıma gelen yasak listesinde… Sigara denen zehiri içenleri buraya yazmak dahi istemiyorum!!!

Sonuca baktığımızda, benim baştan hızla giden kilo alımım sonlara doğru azalmaya başladı. Havaların da ısınmasıyla daha çok serin serin meyve yemeye başladım, başka da bir şey çekmiyordu çünkü canım. Toplamda 17 kilo almış olarak da doğuma girdim. 17 kilo benim gibi zayıf bünyeli bir kadın için gayet iyi bir rakamdı. Asil Kaan 3.820gr doğdu, demek bebeğimi de güzel beslemiştim karnımdayken:) Doğumdan sonra hiç diyet yapmadım, saati saatine düzenli ve sağlıklı beslenerek aldığım 17 kiloyu 40.gün kontrole gittiğimde vermiştim! Aldığınız kilolara çok takılmayın derim; benim için 40 gün sizin için 40 hafta olabilir, yeter ki sütünüz bol olsun…

önce

Bu resimde yaklaşık 30.haftadayım, en tombik resmim sanırım:)

sonra

Bu resim doğumdan 37 gün sonra, canım kocamın doğum gününden:) Neredeyse tüm kilolar gitmiş…

Doğumdan sonraki ve en önemli adım bebeğinizi besleyebilmek göreceksiniz, mucize besin ‘ANNE SÜTÜ’ ile tabi ki! Bir sonraki yazımın konusu da belli oldu anlayacağınız üzere:)

ÇALIŞAN ANNE OLMA MESELESİ VOL.2

37.haftaya geldiniz, doğum izni başladı, evdeki günler ilk başta pek bir huzurlu tabi! Yapılacak dünya kadar iş var; bebeğin kıyafetleri yıkanıp ütülenecek, doğum çantası hazırlanacak, eve dip bucak temizlik lazım, dondurucuya elinizin altında bulunması için bir şeyler hazırlayıp atmadan olmaz… Bunlar uzar da uzar, çalışan kadına evde 1 gün bile nimet sayılırken doğuma daha 3 uzun hafta var ne de olsa değil mi:) Benim gibi tez canlı ve panik bir hamileyseniz, bu listeyi 3 haftada değil 3 günde bitirirsiniz eminim! Ayrıca bebek bu, ne zaman geleceği belli olmaz; bence bitiriverin gitsin, ya gecenin bir yarısı sancınız tutarsa camlar pis mi kalsın!!!

hamilelik Doğumdan 1 hafta önce ben:)

Her şey hazır, bebeğin doğmasını beklemeye başladınız. Her sabah erken kalkıp işe gitmeye alışmış bünye hala şokta, her an telefon çalıp işe dönecekmiş gibi tetikte olabilir, bir süre sonra bu da geçecek rahat olun:) Tek tavsiyem var, bol bol uyuyun sevgili anne adayları… Ben cidden o kadar çok uyumuştum ki, annem kızım kalk da biraz yürü doğum kolaylaşsın diye sürekli söylenip duruyordu. O uykuların nasıl kıymetli olduğunu doğumdan sonra anlayacaksınız. Son haftalar bolca NST’ye bağlanacağınız, doktor kontrollerinizin önce haftada 1, sonra 5 günde bir, sonra 3 günde bire düşecek; hastane yolları taştan hesabı:) Dilerim her anne bebeğini 40.haftada kucağına alsın, hem sizin hem bebeğiniz için en güzel zaman bu çünkü… Etrafımda sezaryen doğum yapacağı kesinleşen anne adaylarının hepsi 38.haftada doğum yaptılar. Benim doktorum sezaryen bile yapacak olsak 40.hafta bizim için en doğru zaman dedi hep. Yeni doğan sarılığının en büyük sebebinin bebeklerin 40.haftadan önce doğması olduğunu biliyor muydunuz? Bebeğin karaciğer enzimleri tam gelişimini 40.haftada tamamlıyor, bu yüzden de erken gelen her bebeğin sarılık olma riski daha yüksek oluyor. Evet, 40 haftalık doğup sarılık olan bebek hiç mi yok? Tabi ki var ama burada önemli olan riskleri minimuma indirmek. Neyse, kısaca doğum şekli olarak seçiminiz sezaryen ise doktorunuzu 40.haftaya kadar beklemesi konusunda ikna edin derim ben…

taç

*Ece teyzesinin elleriyle hazırladığı lohusa tacım

çikolata

*Hastanede ikram edeceğimiz çikolataları almayı her seferinde sona bırakmıştık, ben doğuma girdiğimde canım Arzu ablam ve Karolin’ciğim alıp gelmişler önceden beğendiğim modeli:)

40.haftaya girdiniz, hala ne bir sancı var ne de doğum belirtisi. Nerdeyse her gün arayan eş/dost/akraba hep aynı soruyu soruyor ‘Aaaa sen hala doğurmadın mı?’ ! Hayır canım doğurmadım, doğuramadım, bebeğimin keyfi yerinde, size ne benim ne zaman doğuracağımdan!!!! Lütfen üzmeyin güzel canınızı; zaten sabrınız tükendi, bebeğinize kavuşmak için can atıyorsunuz, boş verin gitsin kimin ne dediğini…

O büyük gün gelecek, bebeğinizi kucağınıza alacaksınız ve o zamana kadar sıkılıp durduğunuz günler ışık yılı kadar uzakta kalmış olacak, tebrikler artık zamana karşı yarışan bir ANNEsiniz!

doğuma gidiş

ÇALIŞAN ANNE OLMA MESELESİ VOL.1

Ben çalışan bir anneyim. Hamileyken de çalışan bir anne adayıydım, bebek doğduktan sonra hayatımda çok da bir değişme olmadı yani. Yasal olarak İş Kanunu gereği anne adayı ve anneler için yasalarımızdaki son durumu aşağıdaki gibi özetlemeye çalıştım;

  • 16.08.2013 tarih 28737 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Gebe Veya Emziren Kadınların Çalıştırılma Şartlarıyla Emzirme Odaları ve Çocuk Bakım Yurtlarına Dair Yönetmelik’ in  9.Maddesinde  Gebe veya emziren çalışan günde yedi buçuk saatten fazla çalıştırılamayacağı belirtilmiştir.

 

Şimdi bu yukarıda yazdığım kanun maddesini özellikle başta belirttim çünkü yasa okuduğunuz gibi Ağustos 2013’e ait, yani aslında hala çok yeni. Bir çok iş yeri/işveren bu yasayı görmezden gelmeye çalışsa da, durum yukarıda yazıldığı kadar net aslında. Örnekle açıklamak gerekirse; sabah 9:00 akşam 18:00 mesai saatleri ile çalışan bir anne adayının, günde 1,5 saat erken çıkma yada geç gelme hakkı vardır.

  • Hamilelik süresince kadın işçiye periyodik kontroller için ücretli izin verilir.

Periyodik doktor kontrolleriniz bu yukarıda belirttiğim 1,5 saatlik süre dışında hesaplanır. Yani doktor kontrolünüz için ayrıca bir izin süresi kullanabilirsiniz.

  • Kadın işçilerin 4857 sayılı İş Kanunu’nun 74. maddesine göre kadın çalışanlar doğumdan önceki 8 haftalık sürede (doğuma 2 ay kala) çalıştırılamazlar. Eğer kadında çoğul gebelik durumu söz konusu ise bu süre 10 haftadır (doğuma 2,5 ay kala). Ancak kadının sağlık durumu ve hekim raporu ile kadın işçi, iş yerinde doğumdan önce 3 haftaya kadar çalışabilir. Eğer doktor izin veriyorsa doğumdan önceki 8 haftayı, doğumdan önce 3 haftaya kadar kullanıp kalanını doğumdan sonraya bırakabilir. Hiçbir anne adayı, “doğuma kadar çalışacağım” diyemez. Doğuma 3 hafta kala izne çıkması zorunludur. Yine ihtiyaç duyuyorsa doğumdan sonra 6 ay ekstra izin alabilir. Doğumdan önce ve sonra kullandığı 16 haftalık izin için maaşından herhangi bir kesinti yapılmaz ama ekstra 6 ay için maaş alamaz.

 

Burada bir önemli mesele 32.haftada (yani doğumdan önceki 8.haftada) doktorunuzdan size çalışabilir raporu vermenizi istemek. Eskiden özel doktor/hastanelerden alınan bu çalışabilir raporunu bir de ayrıca gidip SGK’da onaylatmanız isteniyordu (ya da devlet hastanesinden almanız gerekiyordu) ancak yeni düzenlemeler ile buna gerek kalmadı. Doktorunuzdan/hastanenizden alacağınız raporu iş yerinize ibraz etmeniz yeterli. Gerekli bildirimleri şirket sizin adınıza yapmalıdır. Ben yine de bu tip konularda kendinizi sağlama alıp bildirim yapılıp yapılmadığı konusunu kontrol etmenizi şiddetle tavsiye ederim. Çalışabilir raporunu da aldıktan sonra artık 37.haftaya kadar yasal olarak çalışabilirsiniz demektir. Ancak 37.hafta itibariyle işveren SGK’ya doğum iznine çıktığınızı bildirmekle yükümlü olacaktır. Yine bunun için de doktorunuzdan yada herhangi bir devlet hastanesinden rapor alıp işyerine teslim etmeniz gerekli.

 

9 ay boyunca işten erken çıktınız, 37.haftaya kadar çalışıp kalan haftaları bebişinizle geçirebilmek için sakladınız. Sıra geldi o büyük güne, DOĞUM İZNİ! Henüz bebek doğmadan önce çıkılan izin size geçmek bilmeyen günler yığınından başka bir şey değil… Bunu da bir sonraki bölüme saklıyorum:)

doğum izni

Yukarıda doğum iznine çıkacağım gün iş yerinde arkadaşlarımın verdiği veda partisi ve ben Valide Sultan:)

Bebeğimin İlk’leri ve Etkinlikleri (!)

Bu yazıyı bir çok anne gibi ilk şunu yaptı, ilk bu’su, ilk o’su diyerek yazmak niyetinde değilim baştan belirteyim! Tüm anıları saklayan, bebekleri için hamileyken anı defterleri tutan, doğduktan sonra etkinlikten etkinliğe koşan annelere saygım sonsuz. Bir zamanlar (yani hamilelikten önce ve hamileyken) hayallerim vardı; bir anne adayı ve anne olarak gerekli tüm sosyallikleri yapacaktım, tüm anıları biriktirecektim, süper anne olacaktım! Sosyallik ile demek istediğim tabii ki Baby Shower ile başlayan, sonrasında bebeğin doğumunda yok fotoğrafçısı, yok oda süslemecisi diye devam eden; havalı bir mevlüd okutmadan olmaz (mevlüdün havalısı bile var evet!), yok diş buğdayı, yok yarı yaşı kutlaması, yok 1.doğumgünü diye sonu hiçbir zaman gelmeyen bir listeden oluşuyor. Ben bu listenin üzerine Baby Shower’dan sonra KOCAMAN bir çizgi çektim ne yalan söyleyeyim. Tüm ailesi İzmir’de yaşayan, İstanbul’da eşinden başka yardım edecek kimsesi olmayan, turizm gibi 7/24 belirsiz bir iş yapan bir anne adayı olarak, daha baby shower kısmı bile beni yeterince yormaya yetmişti çünkü. Evet, kesinlikle bayılıyorum yukarıda saydığım organizasyonlara, her birini yapmak için de can atıyorum, anılar biriktirmeyi de çok seviyorum… Hayaller başka gerçekler başka cümlesi tam da bu noktada sahneye çıkıyor işte!

Baby shower

Şimdi bir düşünün; çok stresli bir gün geçirdiniz, eve gitmek için stresinize stres katan bir trafik çilesini çektiniz, eve gelince akşam yemeğini hazırla, çocuğu yedir, zaten kısıtlı olan zamanda ‘verimli ‘ zaman geçirmeye çalış, çocuğu yıka, çocuğu uyut, çocuğun ertesi gün yemesi için besin değeri yüksek sağlıklı yemeklerini planla (pek tabiki bunları da hazırla), saat zaten kaç olmuş hadi yat sabah erken kalkacaksın iş var diyerek marathon tadında geçen bir gün benimkisi. Nefes almak için çocuğu da anneme bırakıp 2 saat kafa dinlemek gibi bir şansımın olmadığı (bu asla isyan değil, her an binlerce kere şükrediyorum sahip olduklarıma) bir dünyada, sizce bebeğimin doğumgününde hangi temayı seçsem diye bir soru balonu kafamın üzüerinde belirebilir mi?! Cevap veriyorum, tabiki de HAYIIIIIIIIIIIIRRRRRRR… Takip ettiğim çeşitli bloglarda ya da yakın çevremdeki anne olan arkadaşlarım arasında benimle aynı performansı gösterip, bir de üzerine elleriyle hazırladıkları şeker hamurundan cicili bicili pastalar paylaşan anneler de yok değil, her birini ayakta alkışlamayı bir borç bilirim! Haftasonu oldu mu çocukla etkinlikten etkinliğe koşan bir sürü arkadaşım var. Ama benim buralardan baktığınızda şu an için tek derdim günü kurtarmak ve mutlu bir çocuk yetiştirmek.

Anneyiz evet, ama nihayetinde atomu parçalamıyoruz ya! Doğru, bir insan yetiştirmek dünyadaki en önemli mesele, dünyanın en önemli varlığı da herkes için kendi evladı. Poz poz resimleri var benim oğlumun da; yok gözünü kırptı, yok acaba güldü mü, yok bu tulumu pek bir yakıştı diye çektiğimiz. İlklerini ben de hatırlıyorum daha dün gibi; hafızam iyi olduğundan herhalde, sayfalar dolusu mektuplar falan yazma gereği duymadım (ya da üşendim diyelim)! Yazsam nasıl olurdu, çok güzel olurdu elbette! İlk dişinin çıkmasını 10.ayına kadar heyecanla bekledik, ama diş buğdayı falan da yapmadım. Ne şimdi, ben eksik bir anne miyim? Mevlüt okutmaya niyet ettim, anneciğim İzmir’den kalktı geldi yardımıma; tüm hazırlıklarımız tamam mevlüt gününü beklerken bebeğimi bir gece acile zor yetiştirdik, meğer 5 aylık minicik bedeni kum dökermiş… Mevlüt iptal oldu tabi, bizse aylar süren bol ağlamalı, bol sancılı gecelerin ardından o günleri de atlattık çok şükür.

Buradan benim gibi hayatını evi, işi, eşi, bebeği arasında SURVIVOR kıvamında yaşayan annelere seslenmek istiyorum; YALNIZ DEĞİLSİNİZ! Bizim bebeklerimizin de montessori eğitimi eksik oluversin ya da bırakın da duyusal zekaları olduğu kadar gelişsin! Sevin bebeklerinizi, dans edin, bol bol kucağınıza alın (kucağa alışır diyenlere de gülüp geçin), öpün, koklayın… Annesinin sevgisini hisseden bir bebek zaten her gün sizi şaşırtacak ilerlemeler göstercek inanın bana…

etkinlik

Anne Olmak ya da Olmamak…

hastane

Küçükken büyüdüğünde ne olacaksın sorularına hep ‘gelin olacağım’ cevabı verirdim. Bundan yaklaşık 5 buçuk yıl kadar önce hayalime kavuştum, aşık olduğum adamla evlendim, benden mutlusu yoktu artık. İkimiz de turimci olunca yazlar bitmek bilmez bir koşturma içinde geçmeye başladı, bilen bilir; turizmci uyumaz, turizmci yorulmaz, yaz kış demez çalışır! 2012 yılıydı, bu koşturmacalı hayatımıza bir de bebek mi eklense acaba diye düşünmeye başladık. İstanbul şartlarında özel hastane maliyetlerini de saydığınız zaman, bize en mantıklı gelen yolu seçip ‘Özel Sağlık Sigortası’ yaptırdık. Hamilelik sürecini ve doğumu sigortanızın kapsamasını istiyorsanız özel sigortaların en az 1 yıl bekleme koşulu var (sadece bir firma 6 ay koşulu sunuyor ama onun da diğer imkanları bize çok avantajlı gelmedi açıkçası). Yani sigorta tamam hadi hamile kalayım olmuyor. Biz de 2013’e kadar sigortamızın bir yılını doldurmasını bekledik. 2013 Eylül ayı geldiğinde artık sigortamız benim ve bebeğimizin tüm masraflarını karşılamaya hazırdı. Asil’e 3 haftalık hamile olduğumu 11 Ekim 2013’de kan testiyle bakılan BETA-HCG sonucumu alınca öğrendim. Burada mutlaka belirtmek istiyorum, eczanelerde satılan testler erken gebelik ile ilgili doğru bilgi vermiyor, daha doğrusu gebelik hormonu önce kanda sonra idrarda yükselmeye başladığı için erken dönemde yanıltıcı olabiliyor. Misal; ben eczaneden aldığım 5 testte de negatif sonuç (tek çizgi) aldım ve bu inanın çok moral bozucu bir durum. Neyse, asıl konumuza dönelim; anne adayı olduğumu öğrenmiştim artık!!! İlerleyen günlerde hamilelik ile ilgili yaşadığım tecrübeleri de buradan yazacağım, sizin de merak ettikleriniz olursa seve seve yanıtlarım. Hamilelik; hele de ilk bebeğinizse, bir kadının yaşayabileceği en keyifli süreç bana sorarsanız! Kilo aldığınız için üzülmek yok, canınız ne çekerse yerken kalori hesabı yok, eşinizin ilgisi sevgisi de cabası! Tabii ki her güzel şey gibi hamileliğin de anne adayını zorlayıcı tarafları var; ilk aylarda bitmek bilmeyen sabah bulantıları, büyüyen göbeğinizle birlikte gece uykularının bolca bölünmesini de unutmamak lazım…

Son derece heyecanlı, telaşlı, panik bir anne adayı olarak hamilelik maceram 17 Haziran 2014 günü 40+3 günlük hamileyken 18 saatlik suni sancı çektikten sonra normal doğum yapmayı başaramayıp (evet benim için hamilelik sonucu başarı tanımı sadece NORMAL DOĞUM’du!) mecburi sezeryan ile tamamlandı. Saat 17:47’de minik meleğimiz Asil Kaan dünyaya gözlerini açtı. Doğum sırasında yanımda olan eşimin sözleri hala kulağımda ‘Emel bu bembeyaz bir bebek’… Asil Kaan 3820 gr. ağırlığında, gerçekten eşimin dediği gibi bir pamuk topu gibi geldi dünyaya, o kadar güzeldi ki…

Hamilelik sürecimi ve doğumumu atlatırken beni hep gülümseyen ve pozitif tutumlarıyla rahatlatan sevgili doktorum Op.Dr.Figen Taşer Güney’e ne kadar teşekkür etsem azdır. İlk günden beri normal doğumu destekleyen yaklaşımıyla, her daim her soruma verdiği bilgilendirici tavırlarıyla, normal doğum düşünen tüm annelere tavsiye ederim kendisini. Figen Hanım küçük bir kasaba hastanesinde bile olsa, yine gidip kendisiyle yaparım doğumumu, son kararımdır!

Tüm geçen o ayların ardından artık ANNE olmuştum ben de… Anne olmasam ne yapardım şu an derseniz; yine koşturmalı hayatımıza devam ediyor olurduk eşimle, yani şimdikinden pek de farklı olmazdı durum. Tek fark bir bebeğiniz olduğunda koşturmanın temposunu siz değil o sevimli cücenin ayarlıyor olması sanırım! Zaman zaman yorulup sinirlerimi zorlayacak noktaya gelsem de, anne olduğum için, evladımızı sağlıkla yanımızda büyütebildiğimiz için binlerce kez şükürler olsun…