Parmak Gıdalar

Bebekler katı gıdaya geçtikten sonra biz annelerin aklındaki sorulardan biri de ‘Ne zaman kendi kendine yemek yemeye başlayacak?’ oluyor. Bebekler 6.ayda oturmaya başlıyorlar ama oturarak geçirdiği süreyi ilk günler mümkün olduğunca kısa tutmanızı, sık aralıklarla oturtup tekrar yatırmanızı (sırtüstü-yüzüstü farklı şekillerde) tavsiye edecektir doktorunuz. Yeni yeni oturmaya başlayan bir bebeği alıp mama sandalyesinde saatlerce vakit geçirtin demiyorum ama bebeğin bir birey olduğunu hissetmesinde mama sandalyesi olmazsa olmaz aracınız. peynir

6.aydan itibaren önce 5’er dakikalık denemelerler, sonra süreyi yavaş yavaş uzatarak bebeğinizi mama sandalyesine oturtun. Önemli olan bebeğin yemeği masada ve oturarak yenileceği fikrine alışması. Zaten 6.aydan itibaren dişleri kaşınmaya başlayacak, verin eline bir parça havuç, kemirsin dursun! Hem diş etlerine iyi gelecek, hemde ağzına kemirdikçe gelen havuç tadı kendini besleyebildiğini hissetmesini sağlayacak. Kış mevsiminde kereviz sapı benim favorimdi, içerisindeki maddeler hem rahatlamasını sağlıyor, hem de kereviz gibi genelde pek sevilmeyen bir sebzeye alışma sürecini hızlandırıyor. Ama ne olursa olsun bu aylarda asla yalnız bırakmıyoruz bebişleri!

Bebeğiniz biraz daha büyüdükçe besin çeşitliliği de artacak ve yeni tatları denemeye bayılacaktır. 8 aylıkken Asil’e mercimek köftesi yapıp yemesi için önüne koyuyordum örneğin (ben her zaman içine bir miktar kimyon ekliyorum, gazını da rahat çıkarmasını sağlıyor. Ama siz mercimek köftesi vermeden önce yine de doktorunuza danışın!). Patatesleri kalın dilimler halinde kesip yağlı kağıt koyduğum fırın tepsisine koyup çok az zeytinyağı ekleyerek fırınlıyordum, harika bir parmak yiyecek oluyordu Asil’e! Kaşar peynirleri de minik minik küpler halinde doğrayıp 8.aydan itibaren kendi yemesi için de fırsat verebilirsiniz, dişleri henüz çıkmasa bile yumuşak yapısı sebebiyle rahatlıkla tüketecektir.

Parmak besin denince bebeğinizden kendini doyacak kadar beslemesini ya da ortalığı batırmadan uslu uslu yiyip kalkmasını beklemeyin, hayal kırıklığı yaşamadan ben sizi uyarmış olayım!:) Mesele kendi kendine yemek yiyebileceğini fark etmiş olmasında, serin mama sandalyesinin altına bir sofra bezi, giydirin üzerine mama önlüğünü, izin verin dokunup keşfetsin dünyayı. İnanın bana ileride kendi kendine yemeğini yiyen bir çocuk olmasının yolu 1 yaşından önce yemek yerken özgür bırakılmaktan geçiyor! Ve unutmayın, bebeğiniz yemez/yapmaz diye bir şey yok; ona tüm alışkanlıkları kazandıracak olan sizsiniz…

Asil Kaan 2 yaşında

asil 2

Geçtiğimiz Cuma günü (17 Haziran), bizim minik cücemizin doğum günüydü. Açıkçası bebeklik çağlarında yapılan ve onca para harcanan doğum günü partileri bana gereksiz geliyor, çünkü zaten çocuk bunların hiç birini hatırlamıyor. O yüzden başından beri aklımda büyük hazırlıklar yapmak yoktu. Amaç mutlu olup eğlenmesiydi benim için. İlk doğum gününü de zaten İzmir’de kutlamıştık, ben doğrusu pek bir hazırlık yapmamıştım, her şeyi teyzeleri halletmişti.

Bu doğum günü için Asil’in çok sevdiği ‘Araba’ yı konsept olarak belirledim kendime. Duvara asılan bir kaç arabalı afiş (çok uygun fiyata yurt dışından aldım) ve arabalı bir pasta ile organizasyonun büyük kısmını halletmiş oldum:) Kalan hazırlıklarsa klasik çay saati ikramları hazırladım. Bu arada Amerika’dan Salı günü uzun bir uçuş sonrası döndük, Çarşamba iş başı yaptım ve Cumartesi için tüm hazırlıkları bu kısıtlı 3 gün içinde halletmeye çalıştım. asil 1

Gelen tüm çocuklar (2’si Asil’le yaşıt) ve anneler memnun ayrıldı, Asil’in keyfine diyecek yok, bir sürü insan görmüş ve hediyeler almış oldu:) asil 3

Daha nice doğum günlerini sağlıkla, huzurla kutlayalım meleğim. Canım oğlum, küçük adamım, iyi ki varsın; iyi ki bizi seçtin…

Bize yine yollar göründü…

Asil’le kışın yaşadığımız Uzakdoğu maceramızdan sonra pek planlamadığımız (2 ay önceden alınmış bilet bizim için ani bir seyahat demek:)) bir seyahat bizi bekliyor. Cumartesi günü Amerika’ya uçuyoruz, yaklaşık 10 gün kadar buralarda yokuz. Çoğu kişi için hayaller ülkesi Amerika bizim için kalabalık ve kaos demek ne yalan söyleyeyim. Bu ilk Amerika gezimiz olacak, belki gidip geldikten sonra fikrimiz değişir, ama şimdilik bizim hayallerimizde parmak arası terlik ve şort ikilisinin olduğu sıcak Uzakdoğu ülkeleri var…

Geçen sefer uzun bir uçuş geçirmiş ve öncesinde baya panik/hazırlık yapmış bir anne olarak, bu kez durumu o kadar da büyütmeye gerek olmadığını biliyorum hiç değilse. Geçen uzun uçuşumuzda (12 saat direk)Asil için hazırladığım çanta ile bir adaya düşseydik, abartmıyorum 1 hafta paşalar gibi yaşardık! Günde en fazla 6 kez bez değiştiren bebek için 15 tane bezi el çantasına koymak neyin kafasıdır arkadaş?? Türlü çeşit lego/kitap/oyuncak, çeşit çeşit kavanoz mamalar/kraker/meyve/kutu kutu süt??? Alt tarafı 12 saat uçtuk ve bunun yaklaşık 8 saati Asil hep uyudu ki:) Çantada kalanlarla 15 gün boyunca 9 ara uçuş yaptık, 5 ülke değiştirdik, çantaya hiç ilave yapmaya gerek kalmadı:)

Bu kez az ve öz davranıp hazırlıklarımı ona göre yapacağım. Bez en çok 6 tane yeter, net! Oyuncak olarak 1-2 küçük araba alacağım yanıma. Bir de bu aralar sticker takıntımız var; resimli hikaye kitaplarına sticker yapıştırarak kitaptaki hayvanları/insanları kendince saklıyor, sonra da yapışkanları çıkartmakla uğraşıp tek tek hepsini buluyor:) Bu yeni keşfettiği oyun neredeyse 1 saat oyalıyor bizimkini. Ben de çok seveceğini düşündüğüm 2 çıkartma kitabı aldım (ayılar ve sayılar var), ilk defa uçakta vereceğim, böylece oyuncak taşıma meselesini de tamamen halletmiş olacağım.

Geçtiğimiz günlerde emziğini kaybettiğini ve belki de bırakması için bize bir fırsat olabileceğini yazmıştım, ama emzik bulundu ve sadece uyurken olmak üzere hala kullanmaya devam ediyor. Biraz da bilerek bırakmasını istemedim çünkü inanın uçakta en büyük yardımcımız o emzik oluyor.

Giderken giyeceği kıyafet dışında tek bir uyku tulumu atacağım çantaya, uyurken tulumla çok rahat ediyor, hem de uçaklar soğuk olduğu için üşümemiş oluyor. Daha önce 12 saatin uzunluğuna aldanıp 3 çift pijama, 2 uyku tulumu, 3 çıtçıtlı body, 3 yedek çorap, 1 yedek ayakkabı aldıysam bilin ki tamamen tecrübesizliğimdendir:))))

Biz her zamanki gibi gitmişken tek bir yere sabit kalamayacak kadar gezme/görme meraklısı bir çiftiz, o yüzden az zamanda ne kadar çok yer gezilir, çocukla neler yapılır tek tek yazmayı planlıyorum. Umarım Uzakdoğu tatilimiz gibi tembellik yapmam çünkü ne kadar çabuk yazarsanız o kadar detay aklınızda kalıyor. Biz Cumartesi öğlen 14:30 İstanbul-Boston uçuşunda olacağız, Asil’i etrafta görürseniz selam verin, artık el sallamayı iyice pekiştirdi:))

Yalancı Emzik; Acaba nasıl bıraktırmalı?

Daha önce bir yazımda Asil doğmadan önce emzik ile ilgili yaptığım araştırmaları ve sonucunda doğduktan sonra hiç değilse ilk 1 ay emzik kullanmama konusunda ne kadar kararlı olduğumu yazmıştım. Ta ki Asil doğup, hastanede babası ve ben yeni doğmuş bir bebekle teke tek kalıp hastane çantamızda emzik olmayıncaya kadar!

Kendi doktorumdan aldığım olumlu cevap ve özgür irademle, eve çıkar çıkmaz emzik deneme çalışmalarımıza başladık. Damaksız emzik bir türlü tutmak istemedi Asil, tam anlamıyla emzik kullanarak uykuya geçmesi ve emzik kullanmaya alışması da sanırım damaklı emzik denememizden sonra bir kaç gün içinde gerçekleşti. Ancak bebeği emzik kullanan anneler anlayabilir bunun rahatlığını! Emme refleksi yeni doğan bir bebeği en çok rahatlatan hislerden biri, bu sebeple aç değil sadece kendini güvende hissetmek isteyeceği için bile annesini emmek isteyecektir. Uykusuz ve yorgun bir anne ise ne bebeğine ne de kendine verimli olabilir.

Biz geçtiğimiz 2 yılı (17 Haziran’da 2 yaşına gireceğiz evet!) emzik sayesinde uykuya kolay geçerek, uyandığında emziğini alıp tekrar uyumaya devam ederek, ağlama krizlerine anında emzik (benim deyimimle susturucu) kullanarak çözüm ürettik.

Ortodontistler 2 yaşından sonra emzik kullanımının çocuğun ileriki yaşlarında ağız-çene yapısının bozulacağını ve 2 yaşından sonra emzik kullanımını önermediklerini söylüyorlar. Artık 2 yaşına gireceğimize göre bizim de yavaş yavaş emzik ile vedalaşma zamanımız geliyor, peki nasıl?

Asil sevdiği eşyalar ile çok ciddi bir bağ kurup alışkanlıklarından vazgeçmek istemeyen bir çocuk. Belli ritüelleri var ve emzik de uyurken, ağlarken, huzursuzken her daim kullandığı bir araç onun için. Bu sabah bakıcısı aradı ve emziği bulamadıklarını söyledi. Tüm aramalar sonucu bizim emzik hala kayıp, yerine verilen hiç bir farklı emziği almayı kabul etmiyor ve ısrarla kendi emziğini istiyormuş. Öğle uykusunu uyumamış, yemek yememiş ve neredeyse bütün gün ağlamış… Hazır bu kadar süre emziksiz geçirmişken bıraktırayım gitsin diye düşünüyorum ama 2 hafta sonra Amerika seyahatine çıkıyoruz ve uçaktaki basınçtan emzik olmadan nasıl korunuruz hayal edemiyorum! (Bu arada Asil biberon kullanmayı 1 yaşında kendi iradesi ile bıraktı, yani tek emdiği şey  emzik!)

Şimdi işten çıkıp evde kayıp emzik aramaya gideceğim, bulamazsak bu geceyi nasıl geçiririz sizin hayal gücünüze bırakıyorum:))

 

GÜNÜ KÖTÜ GEÇEN VAR MI?

Salı gününden beri işyerinde çok stresli günler geçiriyorum. Gün içerisinde yapılan toplantıların, oluşan aksaklıkların, misafirlerden gelen şikayetlerin ve işitilen azarların haddi hesabı yok cinsten. Çok daha kötüleri oldu evet, ama kötüyüm işte ben şu an…

Akşam olup eve gittiğim zaman ne yazık ki üzerimden çıkarıp atamıyorum onca stresi… Evet; oğlumu görünce, ona kocaman sarılınca su serpiliyor sanki kalbime ama enerjim yok işte bu günlerde… Siz neler yapıyorsunuz peki enerjiniz düşüp kötü bir gün geçirdiğinizde? Eve gidince bomba gibi enerjik bir anne olmak için ipucuna ihtiyacım var, ya da keyfim yok diye oğlumun beni anladığını bilmeye… Akşam oynasın diye tuz kavanozunu almış, kaşıkla bir kaptan diğerine aktarmak istemişti oysa sadece, ama kavanoz minik ellerinden kaydı ve tuzlar halıya döküldü. O kadar yükseltmemeliydim belki de sesimi, o minik dudaklarını büzüp bana bakıp ağlayarak babasına koştu… BUGÜN EVE GİDİNCE BENİ AFFETMİŞ MİDİR ACABA???

DETOKS Günlüğü

juitoks

Detoks en basit anlatımıyla, vücudumuzda biriken toksinlerden arınma olarak tanımlanabilir. Peki nedir bu toksinler?

Günlük beslenmemizde yer alan fazla karbonhidrat, işlenmiş gıdalar, şeker, fazla çay/kahve tüketimi; bunlar ve daha uzatabileceğim pek çoğu bedenimizde toksin birikmesine sebep olur. Toksinler bir süre sonra kendimizi halsiz hissetmemize, cildimizin renginin değişmesine, psikolojik olarak gergin hissetmemize ve sağlığımızın bozulmasına kadar sonuçlara götürür bizleri.

Uzun zamandır istediğim ama bir türlü cesaret edemediğim (kahve içmeden bir gün geçirecek olma fikri bile zor geliyordu bana) DETOKS kararını geçtiğimiz Perşembe uyguladım. Öncesinde 3 gün boyunca kahve tüketimimi günde 1 Türk Kahvesi olarak sınırlandırdım; ki bu benim için  inanılmaz zordu.

İnternette soğuk press yöntemi ile Detoks suyu hazırlayan 3 farklı firma buldum; tamamen şahsi seçimim doğrultusunda JUITOX markasında karar kıldım. İlk defa Detoks yapacaklar için başlangıç paketi olan BEGINNER paketini aldım. Sitesinden ürünleri ve içeriklerini inceleyebilirsiniz, www.juitox.com.tr

İstediğiniz teslim tarihinde (İstanbul içindeyseniz) elinize sorunsuz bir şekilde Detoks kutunuz ulaşıyor. Buzdolabında 0-4 derece arasında maksimum 3 gün raf ömrü var suların. Her bir şişe detoks suyu, 1 kg.sebze/meyvenin soğuk press yöntemiyle öğütülmesinden elde ediliyor. İçerisinde 1’den 6’ya kadar numaralandırılmış 500ml. lik detoks sularınız mevcut. Evet 1 gün boyunca kahve/çay içmeden ve en önemlisi YEMEK yemeden sadece bu sıvılar ile besleneceksiniz! Kulağa ilk başta korkunç ya da imkansız gibi gelen bu fikre, tamamen sağlığınız ve bedeninizi arındırmak için yaptığınızı düşünürseniz, alışmak o kadar da zor olmasa gerek… Gün içerisinde 2 saatte bir rakamları takip ederek sıvıları tüketiyorsunuz. Çok acıkmanız ya da bir şeyler çiğneme isteği duymanız halinde yeşil elma/salatalık/havuç yiyebiliyorsunuz. Ayrıca 3 litre su içmek şart!

Benim detoks günüm nasıl geçti peki? Acıkmadım, hemde HİÇ! Yeşil olan 1 ve 4 numaralı içecekler beni cidden zorladı, 2 numaralı Ananas, Elma, Limon, Nane karışımını verseler her öğün içerim, 6 numaralı Protein Power diğer içen arkadaşlarım arasında sadece benim tarafımdan sevildi, valla tadı hala damağımda diyebilirim:) Kahve isteğim çok baskındı gün boyu ama kendimi frenledim. Yorgunluk derseniz, iş günümde yaptığım için yarım saatlik bir uyku molası verebilsem süper olurdu ama dayanılmayacak kadar da yorgun hissetmedim. Son içeceğim olan 6 numarayı akşam saat 19:00da içtikten sonra çocuğa yemek yedirdim, mutfağı topladım, çocukla oyun oynadım; akşam saat 22:00da enerjim gayet yüksekken can sıkıntısından uyumaya karar verdim (kahve içmekten korktum biraz da:).

Sabah uyandım; öyle enerjik ve dinç hissediyordum ki kendimi! Yemek yeme ihtiyacı sıfır! Yüzüm bile daha canlı bir hal almıştı ve ben bu detoks kararını geç de olsa aldığım için kendimle gurur duyuyorum. Siz de eğer niyetiniz varsa hiç durmayın, hemen siteyi inceleyip kendinize uygun bir paket seçin derim. En önemlisi sağlığınız için atılmış bir adım asla gereksiz sayılmaz diye düşünüyorum.

Okumadan Hazırlamayın: Hastane Çantası!

 

asillll

Blog yazmaya hamilelikte başlamadığım için, zaman geçtikçe o dönemler taze olan bilgiler unutuluyor, algıda seçiçilik meselesi sonuçta:) Hamileyken hafta hafta neler yapmam gerektiğini, bebeğin gelişimini ezbere söylerdim; sürekli bir araştırma okuma halindeydim çünkü. Bebek doğduktan sonra da ilk 1 yıl değişen bir şey olmuyor; bu ay neler yapmalı, ayına göre kilosu/boyu/kafa çapı nasıl gidiyor derken, 1.yıl bittikten sonra kendinizi de bebeğinizi de biraz daha rahat bırakıyorsunuz.

İş yerinde şu an 25 haftalık hamile bir arkadaşım var ve bu yazının konusunu onun sayesinde seçtim diyebilirim. Allah kimseye yaşatmasın ama her hamilelikte erken doğum diye bir olasılık olabilir ve bence (evet ben fazla planlı ve telaşlı olduğumdan da olabilir!) hastane çantanızı hazırlayıp bir köşede bekletmekte hiçbir sakınca yoktur! (Bir dönem ya deprem olursa korkusuyla aylarca yanı başımızda düdük ve deprem çantası yapıp yaşamadık mı?! Ki bu bebeğin eninde sonunda geleceği belli)

Hastane çantası hazırlarken ANNE-BEBEK-BABA (yada refakatçiniz her kim olacaksa) olarak 3 grup yapmanız işinizi kolaylaştıracaktır. Ayrıca yanınıza alacaklarınız hastanenizin size sağladığı imkanlarla ve doğum yapacağınız mevsimle de doğru orantılı olacaktır. Benim hastanem hijyen kuralları gereği doğumdan hemen sonra kendi steril hastane çıkışı takımını bebeğe giydiriyordu örneğin, bu da yanınıza 1 takım eksik hastane çıkışı almanız demek oluyor.

Ayrıca burada liste dışı tuttuğum ama tamamen sizin talebinize/zevkinize kalmış oda süslemeleri, bebek anı defteri, gelen misafirlere ikram etmek üzere çikolata/şeker/lokum ya da farklı hediyelikler, oda için kapı süsü, loğusa şerbeti, şerbet bardakları da hazırda bir kutu içerisinde beklemeli. Yok ben bunlarla uğraşamam deyip bu paragrafın üzerine koca bir çizik de atabilirsiniz, saygı duyarım.

Neyse; aşağıda benim doğum çantam için hazırladığım/yanıma almadığıma pişman olduğum yada yanıma aldığım için pişman olduklarımın listesini bulabilirsiniz:)

Anne için

3 takım önden düğmeli gecelik (ben 1 pijama 1 gecelik almıştım yanıma, pijama çok gereksizmiş çünkü kullanım açısından sıkıntılı oluyor, 1 takım gecelik de kesinlikle yetmiyor, evden getirtmek zorunda kalmıştım)

1 sabahlık (kalkıp yürürken üzerinize bir şeyler almanız için gerekli)

1 adet terlik, loğusa tacı (olmazsa olmaz)

5 adet büyük beden (son aydaki bedeninizin 2-3 beden büyüğü) külot

2 adet emzirme sütyeni (yine doğumdan önceki bedeninizin birkaç beden büyüğü)

Göğüs pedi, göğüs ucu kremi (ben krem olarak Lansinoh kullandım, tavsiye ederim)

Hijyenik ped (hastanede tüm ped ihtiyaçlarımı ücretsiz karşıladılar ama kimi hastanelerde ya sizin getirmenizi bekliyorlar ya ücrete tabi, o yüzden yanınıza almakta fayda var, HATTA yanına hasta bezi alanları bile okudum forumlarda ama bence gerek yok)

2 çift pamuklu çorap (ayakları sıcak tutmak lazım ki gaz olmasın)

Kirliler için poşet

Makyaj çantanız, nemlendirici kremleriniz, yüz yıkama jeli/makyaj çıkarma jeli, pamuk, aseton, tırnak törpüsü, oje, diş fırçası/diş macunu, geceliklerle uyumlu 1-2 çift küpe (ben küpesiz sokağa çıkamayanlardanım, benim için küpe olmazsa olmaz), tarak, toka vs.

Saç şekillendirici (Yanınıza maşa, düzleştirici vs.alabilirsiniz ve bir yakınınızın yardımıyla doğumdan sonra da bakımlı görünebilirsiniz. Biz kadınlar doğumdan çıkmış bile olsak bakımlı görünmek isteriz öyle değil mi:) Benim hastanem doğumdan sonra kuaför hizmeti sağlıyordu, zaten ben de hastaneye gitmeden fön çektirmiştim o ayrı!)

Şampuan, duş jeli (Normal doğum sonrası ayakta duş alabiliyorsunuz sanırım ama ben sezeryan sonrası eve gelene kadar duş alamamıştım; yine de sizin için olmasa bile refakatçiniz için gerekebilir)

1 adet banyo/1 adet saç/2 adet yüz havlusu (ben hastanemin hijyenine güvendiğim için yanıma almadım, isteğe bağlı)

2 takım tek kişilik nevresim ya da mevsimine göre pike takımı (Ben bunu da almadım, hastanede sürekli çarşaflar değişiyor ama isteğe bağlı yine sonuçta. Saten nevresim takımı yaptırmayı düşünmüştüm ama inanın tek kullanımdan sonra kan vs.lekelerini çıkaramadan atacağınız çarşaflar için onca para vermeye değmez bence)

Islak mendil (sizin kullanmanız için, parfümsüz olması tercih sebebi)

Rulo peçete

Sebamed koltuk altı roll-on (Deodorant/parfüm kullanmayı neredeyse 4 ay tamamen bıraktım, hastaneye de boşuna götürmeyin derim, bebeğin anne kokusunu alması ve göğsünüzde uyurken zararlı kimyasalları solumasına hiç gerek yok! Sebamed roll-on hem kokusuz hem de ter kokusunu önlüyor, ya da Deotak krem tarzı bir şey kullanabilirsiniz.)

Hastaneden çıkarken giyeceğiniz kıyafet/ayakkabı (tercihen rahat bir elbise ya da eşofman takımı)

Bebek için

1 paket yeni doğan bebek bezi

1 paket Uni baby yeni doğan ıslak mendil (Su ve pamuk ile de bebeğin alt temizliği yapılabilir ama bu kadar pratik ürünler varken bence ılık su-pamuk hazırlamakla uğraşıp macera aramaya gerek yok)

3 takım hastane çıkışı (Bu takımların içinde zaten alttan çıtçıtlı body, ayaklı tulum, eldiven, şapka oluyor; 3 takım aldıysanız aşağıda yazdıklarımı 1’er tane fazladan alsanız yeter)

4 tane alttan çıtçıtlı body (4 tane uzun kollu-4 tane kısa kollu)

3 tane çorap

2 tane önlük

2 tane patik

4 tane pijama altı

2 tane şapka ve eldiven

2 tane tulum

2 tane yelek/hırka

1 tane bebek battaniyesi (hastane çıkışlarında battaniye de oluyor çoğu zaman, eğer yoksa 3 battaniye kesin alın, çıkana kadar çoğunun üzerine kusuyorlar)

Emzik (Ben hamileyken okuduklarıma dayanarak, ilk 1 ay emzik vermem diye inat ediyordum ama ilk gece eşim kucağında ağlayan bir bebekle hemşirelere emzik bulmaları için yalvarıyordu! Emzik candır, emzik kurtarıcıdır, emzik emerse süt emmez diye düşünmeyin; çocuk doktorumuz en az 40 gün vermeyin dese de kendi doktorum 2.gün verebilirsin diyerek beni cesaretlendirdi ve bebeğimin emmesinden de hiçbir şey eksilmedi! Emzik çantada olmazsa olmaz, kesin bilgi! Hatta emmeme olasılığını düşünerek damaklı-damaksız-silikon-kauçuk her çeşitten 1 tane de alıp yanınızda götürebilirsiniz, yeter ki emzik alsın ve siz de biraz uyuyup dinlenin…)

Bebek için havlu (Benim hastanemde doğumdan sonra ilk 24 saat bebekler yıkanmıyor, sonrasındaysa yine kendi tek kullanımlık hijyenik havlularından kullandıkları için yanıma almamıştım, hastanenizin imkanlarına göre almanız gerekebilir)

Bebek yatağı için çarşaf (Ben yine bunu da almadım çünkü tek kullanımlık hijyenik çarşaf kullanıldı)

Refakatçi için

 

Hastanede yatış sürenizle orantılı temiz kıyafet (Eşime 2 çift pantolon ve 3 tişört almıştım, yeterli oldu)

1 takım eşofman

1 çift terlik (sabaha kadar ayakkabı giyilmiyor)

2-3 çift çorap, bir kaç çift temiz iç çamaşırı

Deodorant/parfüm, diş fırçası/diş macunu (Parfüm konusunda babaların da kullanmaması taraftarıyım)

İnternette bu listelerden daha bir çoğunu bulabilirsiniz, hepsi de kendi içinde faydalı listeler. Doğum şekliniz/doğum tercihiniz, hastanenin evinize uzaklığı vs. bu listeyi uzatabilir ama ben tamamen kendi tecrübemden hareketle yola çıkıp hazırladım okuduklarınızı. Kısa ve öz olmak gerekirse; fazla abartmaya gerek yok ama ne olur ne olmaz diye iyice düşünüp hazırlıklı olmakta yarar var. Her hamilenin sağlıkla bebeğini kucağına almasını dilerim, sütünüz bol olsun…

Evde Pratik Çilek Suyu Yapımı

strawberry

Asil bu aralar gün içerisinde su dışında farklı bir şeyler içmek istemeye başladı. Dolaptaki kutu meyve suları yada ice-tea şişesi dikkatini ve ilgisini çekiyor, babanın da bunları içtiğini gördükçe inatla içmek için diretiyor. Asitli içecek zaten bizim eve çok nadir alınır, onu da şimdiye kadar hiç Asil’in yanında içmedik (cümle ‘biz’ gibi algılanıyor ama ben zaten 11 yaşından beri hiç bir asitli içecek içmiyorum). Çocuk yetiştirirken söylediklerinizde ve yaptıklarınızda tutarlı olmak gerektiğine inanıyorum. Siz çocuğa kolanın zararlarından bahsedip yasaklarken karşısına geçip içerseniz, o çocuk kola içmeyi isteyecek ve hatta içecektir de, NET!

Ben ne yapsam da sağlıklı bir içecek hazırlasam diye düşünürken, Soner’in marketten alıp geldiği 2 kg. çilek imdadıma yetişti. Önce çilekleri saplarından ayıkladım ve bir güzel yıkadım. Ardından rondodan geçirip çilek püresi haline getirdim. Çilekler çok tatlı olmadığı için 2kg. çilekten hazırlanmış pürenin içerisine yaklaşık 1 su bardağı kadar da üzüm pekmezi ekleyip karıştırdım (tadını damak zevkinize göre ayarlayabilirsiniz, benim hazırladığım ne çok tatlı ne de çok ekşi olmadı). Hazırladığım pürelerden 8 buzdolabı poşeti çıktı, bunları da bağlayıp dondurucuya attım. İsteğe göre buz kalıplarına da kaldırıp, 1 su bardağı suyun içerisine dilediğiniz kadar çilekli buz küpleri atabilirsiniz; hem şık hem de lezzetli bir sunum olur.

Şimdi canımız meyve suyu istediğinde, dondurucudan çıkardığım bir poşet püreyi sürahiye atıyorum ve dilediğim miktarda sulandırıyorum, alın size misss gibi sağlıklı ve serin bir yaz içeceği!

Bu hazırlaması kolay ve lezzetli içeceği çilek mevsimi geçmeden mutlaka deneyin derim. Çilek yüksek miktarda C vitamini içeriyor, pekmez kan yapar derler ya; C vitamini ile birleştiğinde vücutta demir emilimini de hızlandırmış oluyorsunuz.

Geçtiğimiz gün çilek pürelerimden bir poşetin içine 1 su bardağı süt ve 1 top vanilyalı dondurma ekleyip robottan geçirdim, nefis bir ev yapımı milk shake oldu! Farklı fikirler yaratmakta sınır yok yani, yeter ki elinizin altında bir torba çilek püresi hazır olsun…

 

Homeopati Nedir, Ne değildir?

Bu soruyu cevaplayacak düzeyde ‘Homeopati’ bilgisine sahip değilim ne yazık ki. Konuyla ilgili hafta sonu çok araştırma yaptım ve malesef Türkçe kaynak sayısı çok az Homeopati’yi anlatan.

Temeli ‘benzer benzeri iyileştirir’ ilkesine dayanıyor. 18.yy başlarında Alman doktor Samuel Hahnemann tarafından bulunan ve vücudun kendini doğal iyileştirmesine yardım eden bir alternatif tıp sistemidir. Sözcük olarak Yunanca Homeos = benzer, Pathos = acı kelimelerinin birleşiminden meydana gelmiştir. Yani sağlam kişide belirtileri ortaya çıkaran madde, aynı belirtileri taşıyıp hasta olmuş bir kimseyi iyileştirecektir.

Kafanızda terimlerle kavram kargaşası oluşacak araştırdıkça, şu an hatırlayamadığım bir sitede çok güzel bir örnekle karşılaştım; Uyuyamama sorunu çekiyorsunuz ve ne yaptıysanız işe yaramıyor. Tek bir adet kahve çekirdeğini taş bir havanda dövüp toz haline getirdiğinizi düşünün. Ardından yaşadığınız şehirdeki en büyük su kaynağına (İzmir’deyseniz körfeze, Amerika’daysanız Pasifik okyanusuna!) bu kahve tozunu döküp denizin iyice dalgalandığını hayal edin. Sonra o sudan bir kaşık içip evinize gidip mışıl mışıl uyuyorsunuz! Komik geliyor biliyorum ama bizim (yani homeopati eğitimi almamış kişilerin) anlayabileceği dilden yapılmış harika bir örnek bu bence!

Homeopatik ilaçlar orijinal maddenin su veya alkolde bekletildikten sonra bir dizi seyreltme ve çalkalama yöntemi uygulanması ile elde edilmektedir. Bu işlemden sonra elde edilen remedy (ilaç) laktoz tabletlerine emdirilir.

Asil’e gelen remedinin boyutu küçük bir tolu iğne başı kadardı. 300ml.’lik su şişesinin içine bu minik topu atıp biraz bekledim. İlk gün bu sudan tek kapak içerek başladık. Öncesinde 20dk. hiç bir şey yenmeyecek, su içmek bile yok! İçmeden 10dk.önce şişedeki suyu 10 kez çalkalıyoruz ve 10dk.bekliyoruz. Ardından yine 20dk.yemek/içmek yasak. Bildiğiniz su yani içtiği!

Biz cumartesi günü tek doz, pazar günü de 2 doz (sabah-akşam birer kapak su yani) şeklinde verdik. Bir kere ilk günden itibaren Asil’in kaşıntısı gözle görülür derecede azaldı, hatta artık hiç kaşıntısı yok! Bu sabah biz gittikten sonra Asil’in bezini değiştiren bakıcısı bile farkı fark etmiş, hiç bir şey kalmamış ki poposunda diye beni aradı!

Bizimki tamamen akut bir durumdu ve Asil henüz bebek olduğu için, doğru ellerde doğru şekilde hazırlanmış remedylere bağışıklık sistemi hızla yanıt verdi. Baştan da söylediğim gibi, çok derin bir konu aslında Homeopati ve ben sadece başlangıç aşamasında edindiğim bilgileri ve gözlemlerimi aktarmak istedim. Araştırmalarım devam ettikçe öğrendiklerimi buradan paylaşmaya devam edeceğim.

Bebeklerde Atopik Dermatit (Egzama)

Neredeyse 3 aydır Asil’in geçmek bilmeyen egzama problemiyle uğraşıyoruz, o yüzden baştan söylüyorum bu yazı biraz uzun olabilir! Bizim gibi Atopik Dermatit yaşayan ailelere bence ne kadar detaylı bilgi verirsem o kadar yardımcı olmuş olurum, zira yerli/yabancı o kadar çok forum/makale inceledim ki, anlatacağım çok şey var.

15 Ocak’ta tatile ilk gittiğimiz gün başladı egzamamız tam zaman vermek gerekirse (bez bölgesinde başladı ki buna diaper dermatik de deniyormuş). Aynı anda tüm vücudunu kırmızı isilik de sardı. Hava değişiminden pişik olduğunu düşündük başlarda, haliyle soğuk iklimden sıcak iklime geçmiştik. Derken İstanbul’a döndük, benim pişik geçer diyerek düşündüğüm kızarıklık ve kaşınmalar Asil’in sol bacağına da sıçradı. Önceleri küçük küçük pütürler halinde yuvarlak bir alanda başladı, sonra baldırının neredeyse tamamına ve göbeğine kadar yayıldı, hatta sağ bacağına da.

Sürekli de kaşındığı için mantar olduğuna neredeyse emindim, çocuk sürekli kaşınmanın verdiği rahatsızlıkla mutsuz ve huzursuzdu bu arada. Basit bir pişik yada mantar problemi için doktora götürmek, kan testleri vs. yapılmasını istemedim; eczaneden aldığım hafif kortizon içerikli MANTAR kremleri akşam yatmadan uyguladığımda sabaha kadar kızarıklıklar azalıyordu, Asil’de geceyi rahat geçiriyordu. Gün içinde tekrar aynı ve hatta kimi zaman artarak yayılıyordu kızarıklıklar. Minicik bebeğe kortizonlu krem uygulamak nasıl da bilinçsizce diyenlere tek bir cevabım var; gözünüzün önünde acı çeken bir bebek olduğu için fayda zarar hesabı yapıyorsunuz sadece, o an için faydalı oluyorsa zararları daha sonra telafi ederim diyorsunuz…

Bu şekilde neredeyse 1,5 ay geçirdik. Baktık olacak gibi değil, soluğu dermatologda aldık. Doktor’un tehşisi ATOPİK DERMATİK yani bizlerin kullandığı terim ile EGZAMA’ydı. Doktor beslenmeden kaynaklandığını düşünmediğini söyledi çünkü doğduğundan beri hiç besin alerjisi gözlemlememiştik, farklı bir besin de almamıştı zaten. Büyük olasılıkla bez kaynaklı olabileceğini ve ilk aşamada bez markasını değiştirmemizi tavsiye etti. Şimdiye kadar hep aynı marka bebek bezi kullanmıştık (Prima) ve artık çocuğuma alerji yapıyor olması gerçekten çok ilginçti. Neyse, eve giderken başka bir marka bez aldık; ayrıca klasik alerji şuruplarından olan Zyrtec şurup (akşam yatmadan 1 ölçek), HAMETAN pişik kremi, BABE Intim Temizleyici ve BABE Atopik ciltli bebekler için nemlendirici kremi de alarak eve döndük. Cildini nemli tutmamızı, atopik yapılı bir bebek olduğu için bu kızarıklıkların bir çıkıp bir kaybolacağını ve egzama ile yaşamaya alışmamızı önerdi doktorumuz. Atopik yapılı bebek doğduğundan beri neden şimdi tepki veriyordu peki?

Benim kafamda binlerce soru, her gün acaba ne yapsak da iyi gelse araştırmaları derken bir kaç gün önce, İzmir’de Homeopati eğitimi alan çok yakın bir arkadaşım Asil’e yardımcı olmamı ister misin diye sordu. O an benim EGZAMA araştırmalarıma Homeopati de eklenmiş oldu. Gördüm ki aslında bu yolla egzamadan kurtulan bir sürü bebek var! Ne ki şimdi Homeopati derseniz, bambaşka bir yazı konusu. Arkadaşım bana Asil ile ilgili bazı sorular sordu, şu an da onun için bir ilaç hazırlıyor, en geç cumartesi elimde olması için yetiştirmeye çalışıyor hatta. İşe yarayıp yaramayacağını görüp, yaşayıp yazacağım. Tek bildiğim, okuduğum o kadar çok yazı ve başarı öyküsü var ki, ben bu tedavinin işe yarayacağına tüm kalbimle inanıyorum.

Bu arada arkadaşımın sorularını cevaplarken yakaladığımız ortak bazı noktalar var ki, bunları da ayrıca yazacağım. Örneğin Asil’in egzaması 18 ay aşıları yapıldıktan 5 gün sonra ortaya çıktı! Aşıların bebeklere faydası ve zararları üzerine bir çok yazı olsa da, belki bir sebebi de aşılar olabilir diye düşünmeye başladım. Ya da Asil hafta sonları biz yanında olduğumuzda daha az kaşınma belirtisi gösteriyor ki bu belki de bizi özlediği için egzamanın psikolojik etkenli de olabileceği konusunu aklımıza getiriyor…

Haaa bu arada bunca şeyle uğraşmaktansa alerji testi neden yaptırmıyorsun, doğumdan itibaren alerji testi yapılabiliyor diyenler de olabilir. Bizim doktorumuz 3 yaşın altındaki bebeklere alerji testi yapılmasının, bebekte olmayan alerjenleri de uyarabileceği için önermediğini söylüyor, ben de alerji testi gibi bir eziyet yaşamasını istemiyorum açıkçası.

Önümüzdeki günlerde gözlemlerimi sizinle de paylaşacağım. Egzama sorunu yaşayan aileler ve özellikle de anneler; bebeklerinizi doktor doktor gezdirip helak etmeyin, onların canına sizin de paranıza yazık! Ben öğrendim ki, egzama denen hastalık için sadece sabır ve zaman gerekli. Biz aylardır uğraşıyoruz diyorum ama bu dertten yıllardır muzdarip, hatta alerji yapacağı için neredeyse hayatları boyu diyet yapan minikler var. En kötüyü düşündüğünüz anda sizden de kötüsü olduğunu hiç unutmayın olur mu?