Okumadan Hazırlamayın: Hastane Çantası!

 

asillll

Blog yazmaya hamilelikte başlamadığım için, zaman geçtikçe o dönemler taze olan bilgiler unutuluyor, algıda seçiçilik meselesi sonuçta:) Hamileyken hafta hafta neler yapmam gerektiğini, bebeğin gelişimini ezbere söylerdim; sürekli bir araştırma okuma halindeydim çünkü. Bebek doğduktan sonra da ilk 1 yıl değişen bir şey olmuyor; bu ay neler yapmalı, ayına göre kilosu/boyu/kafa çapı nasıl gidiyor derken, 1.yıl bittikten sonra kendinizi de bebeğinizi de biraz daha rahat bırakıyorsunuz.

İş yerinde şu an 25 haftalık hamile bir arkadaşım var ve bu yazının konusunu onun sayesinde seçtim diyebilirim. Allah kimseye yaşatmasın ama her hamilelikte erken doğum diye bir olasılık olabilir ve bence (evet ben fazla planlı ve telaşlı olduğumdan da olabilir!) hastane çantanızı hazırlayıp bir köşede bekletmekte hiçbir sakınca yoktur! (Bir dönem ya deprem olursa korkusuyla aylarca yanı başımızda düdük ve deprem çantası yapıp yaşamadık mı?! Ki bu bebeğin eninde sonunda geleceği belli)

Hastane çantası hazırlarken ANNE-BEBEK-BABA (yada refakatçiniz her kim olacaksa) olarak 3 grup yapmanız işinizi kolaylaştıracaktır. Ayrıca yanınıza alacaklarınız hastanenizin size sağladığı imkanlarla ve doğum yapacağınız mevsimle de doğru orantılı olacaktır. Benim hastanem hijyen kuralları gereği doğumdan hemen sonra kendi steril hastane çıkışı takımını bebeğe giydiriyordu örneğin, bu da yanınıza 1 takım eksik hastane çıkışı almanız demek oluyor.

Ayrıca burada liste dışı tuttuğum ama tamamen sizin talebinize/zevkinize kalmış oda süslemeleri, bebek anı defteri, gelen misafirlere ikram etmek üzere çikolata/şeker/lokum ya da farklı hediyelikler, oda için kapı süsü, loğusa şerbeti, şerbet bardakları da hazırda bir kutu içerisinde beklemeli. Yok ben bunlarla uğraşamam deyip bu paragrafın üzerine koca bir çizik de atabilirsiniz, saygı duyarım.

Neyse; aşağıda benim doğum çantam için hazırladığım/yanıma almadığıma pişman olduğum yada yanıma aldığım için pişman olduklarımın listesini bulabilirsiniz:)

Anne için

3 takım önden düğmeli gecelik (ben 1 pijama 1 gecelik almıştım yanıma, pijama çok gereksizmiş çünkü kullanım açısından sıkıntılı oluyor, 1 takım gecelik de kesinlikle yetmiyor, evden getirtmek zorunda kalmıştım)

1 sabahlık (kalkıp yürürken üzerinize bir şeyler almanız için gerekli)

1 adet terlik, loğusa tacı (olmazsa olmaz)

5 adet büyük beden (son aydaki bedeninizin 2-3 beden büyüğü) külot

2 adet emzirme sütyeni (yine doğumdan önceki bedeninizin birkaç beden büyüğü)

Göğüs pedi, göğüs ucu kremi (ben krem olarak Lansinoh kullandım, tavsiye ederim)

Hijyenik ped (hastanede tüm ped ihtiyaçlarımı ücretsiz karşıladılar ama kimi hastanelerde ya sizin getirmenizi bekliyorlar ya ücrete tabi, o yüzden yanınıza almakta fayda var, HATTA yanına hasta bezi alanları bile okudum forumlarda ama bence gerek yok)

2 çift pamuklu çorap (ayakları sıcak tutmak lazım ki gaz olmasın)

Kirliler için poşet

Makyaj çantanız, nemlendirici kremleriniz, yüz yıkama jeli/makyaj çıkarma jeli, pamuk, aseton, tırnak törpüsü, oje, diş fırçası/diş macunu, geceliklerle uyumlu 1-2 çift küpe (ben küpesiz sokağa çıkamayanlardanım, benim için küpe olmazsa olmaz), tarak, toka vs.

Saç şekillendirici (Yanınıza maşa, düzleştirici vs.alabilirsiniz ve bir yakınınızın yardımıyla doğumdan sonra da bakımlı görünebilirsiniz. Biz kadınlar doğumdan çıkmış bile olsak bakımlı görünmek isteriz öyle değil mi:) Benim hastanem doğumdan sonra kuaför hizmeti sağlıyordu, zaten ben de hastaneye gitmeden fön çektirmiştim o ayrı!)

Şampuan, duş jeli (Normal doğum sonrası ayakta duş alabiliyorsunuz sanırım ama ben sezeryan sonrası eve gelene kadar duş alamamıştım; yine de sizin için olmasa bile refakatçiniz için gerekebilir)

1 adet banyo/1 adet saç/2 adet yüz havlusu (ben hastanemin hijyenine güvendiğim için yanıma almadım, isteğe bağlı)

2 takım tek kişilik nevresim ya da mevsimine göre pike takımı (Ben bunu da almadım, hastanede sürekli çarşaflar değişiyor ama isteğe bağlı yine sonuçta. Saten nevresim takımı yaptırmayı düşünmüştüm ama inanın tek kullanımdan sonra kan vs.lekelerini çıkaramadan atacağınız çarşaflar için onca para vermeye değmez bence)

Islak mendil (sizin kullanmanız için, parfümsüz olması tercih sebebi)

Rulo peçete

Sebamed koltuk altı roll-on (Deodorant/parfüm kullanmayı neredeyse 4 ay tamamen bıraktım, hastaneye de boşuna götürmeyin derim, bebeğin anne kokusunu alması ve göğsünüzde uyurken zararlı kimyasalları solumasına hiç gerek yok! Sebamed roll-on hem kokusuz hem de ter kokusunu önlüyor, ya da Deotak krem tarzı bir şey kullanabilirsiniz.)

Hastaneden çıkarken giyeceğiniz kıyafet/ayakkabı (tercihen rahat bir elbise ya da eşofman takımı)

Bebek için

1 paket yeni doğan bebek bezi

1 paket Uni baby yeni doğan ıslak mendil (Su ve pamuk ile de bebeğin alt temizliği yapılabilir ama bu kadar pratik ürünler varken bence ılık su-pamuk hazırlamakla uğraşıp macera aramaya gerek yok)

3 takım hastane çıkışı (Bu takımların içinde zaten alttan çıtçıtlı body, ayaklı tulum, eldiven, şapka oluyor; 3 takım aldıysanız aşağıda yazdıklarımı 1’er tane fazladan alsanız yeter)

4 tane alttan çıtçıtlı body (4 tane uzun kollu-4 tane kısa kollu)

3 tane çorap

2 tane önlük

2 tane patik

4 tane pijama altı

2 tane şapka ve eldiven

2 tane tulum

2 tane yelek/hırka

1 tane bebek battaniyesi (hastane çıkışlarında battaniye de oluyor çoğu zaman, eğer yoksa 3 battaniye kesin alın, çıkana kadar çoğunun üzerine kusuyorlar)

Emzik (Ben hamileyken okuduklarıma dayanarak, ilk 1 ay emzik vermem diye inat ediyordum ama ilk gece eşim kucağında ağlayan bir bebekle hemşirelere emzik bulmaları için yalvarıyordu! Emzik candır, emzik kurtarıcıdır, emzik emerse süt emmez diye düşünmeyin; çocuk doktorumuz en az 40 gün vermeyin dese de kendi doktorum 2.gün verebilirsin diyerek beni cesaretlendirdi ve bebeğimin emmesinden de hiçbir şey eksilmedi! Emzik çantada olmazsa olmaz, kesin bilgi! Hatta emmeme olasılığını düşünerek damaklı-damaksız-silikon-kauçuk her çeşitten 1 tane de alıp yanınızda götürebilirsiniz, yeter ki emzik alsın ve siz de biraz uyuyup dinlenin…)

Bebek için havlu (Benim hastanemde doğumdan sonra ilk 24 saat bebekler yıkanmıyor, sonrasındaysa yine kendi tek kullanımlık hijyenik havlularından kullandıkları için yanıma almamıştım, hastanenizin imkanlarına göre almanız gerekebilir)

Bebek yatağı için çarşaf (Ben yine bunu da almadım çünkü tek kullanımlık hijyenik çarşaf kullanıldı)

Refakatçi için

 

Hastanede yatış sürenizle orantılı temiz kıyafet (Eşime 2 çift pantolon ve 3 tişört almıştım, yeterli oldu)

1 takım eşofman

1 çift terlik (sabaha kadar ayakkabı giyilmiyor)

2-3 çift çorap, bir kaç çift temiz iç çamaşırı

Deodorant/parfüm, diş fırçası/diş macunu (Parfüm konusunda babaların da kullanmaması taraftarıyım)

İnternette bu listelerden daha bir çoğunu bulabilirsiniz, hepsi de kendi içinde faydalı listeler. Doğum şekliniz/doğum tercihiniz, hastanenin evinize uzaklığı vs. bu listeyi uzatabilir ama ben tamamen kendi tecrübemden hareketle yola çıkıp hazırladım okuduklarınızı. Kısa ve öz olmak gerekirse; fazla abartmaya gerek yok ama ne olur ne olmaz diye iyice düşünüp hazırlıklı olmakta yarar var. Her hamilenin sağlıkla bebeğini kucağına almasını dilerim, sütünüz bol olsun…

Evde Pratik Çilek Suyu Yapımı

strawberry

Asil bu aralar gün içerisinde su dışında farklı bir şeyler içmek istemeye başladı. Dolaptaki kutu meyve suları yada ice-tea şişesi dikkatini ve ilgisini çekiyor, babanın da bunları içtiğini gördükçe inatla içmek için diretiyor. Asitli içecek zaten bizim eve çok nadir alınır, onu da şimdiye kadar hiç Asil’in yanında içmedik (cümle ‘biz’ gibi algılanıyor ama ben zaten 11 yaşından beri hiç bir asitli içecek içmiyorum). Çocuk yetiştirirken söylediklerinizde ve yaptıklarınızda tutarlı olmak gerektiğine inanıyorum. Siz çocuğa kolanın zararlarından bahsedip yasaklarken karşısına geçip içerseniz, o çocuk kola içmeyi isteyecek ve hatta içecektir de, NET!

Ben ne yapsam da sağlıklı bir içecek hazırlasam diye düşünürken, Soner’in marketten alıp geldiği 2 kg. çilek imdadıma yetişti. Önce çilekleri saplarından ayıkladım ve bir güzel yıkadım. Ardından rondodan geçirip çilek püresi haline getirdim. Çilekler çok tatlı olmadığı için 2kg. çilekten hazırlanmış pürenin içerisine yaklaşık 1 su bardağı kadar da üzüm pekmezi ekleyip karıştırdım (tadını damak zevkinize göre ayarlayabilirsiniz, benim hazırladığım ne çok tatlı ne de çok ekşi olmadı). Hazırladığım pürelerden 8 buzdolabı poşeti çıktı, bunları da bağlayıp dondurucuya attım. İsteğe göre buz kalıplarına da kaldırıp, 1 su bardağı suyun içerisine dilediğiniz kadar çilekli buz küpleri atabilirsiniz; hem şık hem de lezzetli bir sunum olur.

Şimdi canımız meyve suyu istediğinde, dondurucudan çıkardığım bir poşet püreyi sürahiye atıyorum ve dilediğim miktarda sulandırıyorum, alın size misss gibi sağlıklı ve serin bir yaz içeceği!

Bu hazırlaması kolay ve lezzetli içeceği çilek mevsimi geçmeden mutlaka deneyin derim. Çilek yüksek miktarda C vitamini içeriyor, pekmez kan yapar derler ya; C vitamini ile birleştiğinde vücutta demir emilimini de hızlandırmış oluyorsunuz.

Geçtiğimiz gün çilek pürelerimden bir poşetin içine 1 su bardağı süt ve 1 top vanilyalı dondurma ekleyip robottan geçirdim, nefis bir ev yapımı milk shake oldu! Farklı fikirler yaratmakta sınır yok yani, yeter ki elinizin altında bir torba çilek püresi hazır olsun…

 

Homeopati Nedir, Ne değildir?

Bu soruyu cevaplayacak düzeyde ‘Homeopati’ bilgisine sahip değilim ne yazık ki. Konuyla ilgili hafta sonu çok araştırma yaptım ve malesef Türkçe kaynak sayısı çok az Homeopati’yi anlatan.

Temeli ‘benzer benzeri iyileştirir’ ilkesine dayanıyor. 18.yy başlarında Alman doktor Samuel Hahnemann tarafından bulunan ve vücudun kendini doğal iyileştirmesine yardım eden bir alternatif tıp sistemidir. Sözcük olarak Yunanca Homeos = benzer, Pathos = acı kelimelerinin birleşiminden meydana gelmiştir. Yani sağlam kişide belirtileri ortaya çıkaran madde, aynı belirtileri taşıyıp hasta olmuş bir kimseyi iyileştirecektir.

Kafanızda terimlerle kavram kargaşası oluşacak araştırdıkça, şu an hatırlayamadığım bir sitede çok güzel bir örnekle karşılaştım; Uyuyamama sorunu çekiyorsunuz ve ne yaptıysanız işe yaramıyor. Tek bir adet kahve çekirdeğini taş bir havanda dövüp toz haline getirdiğinizi düşünün. Ardından yaşadığınız şehirdeki en büyük su kaynağına (İzmir’deyseniz körfeze, Amerika’daysanız Pasifik okyanusuna!) bu kahve tozunu döküp denizin iyice dalgalandığını hayal edin. Sonra o sudan bir kaşık içip evinize gidip mışıl mışıl uyuyorsunuz! Komik geliyor biliyorum ama bizim (yani homeopati eğitimi almamış kişilerin) anlayabileceği dilden yapılmış harika bir örnek bu bence!

Homeopatik ilaçlar orijinal maddenin su veya alkolde bekletildikten sonra bir dizi seyreltme ve çalkalama yöntemi uygulanması ile elde edilmektedir. Bu işlemden sonra elde edilen remedy (ilaç) laktoz tabletlerine emdirilir.

Asil’e gelen remedinin boyutu küçük bir tolu iğne başı kadardı. 300ml.’lik su şişesinin içine bu minik topu atıp biraz bekledim. İlk gün bu sudan tek kapak içerek başladık. Öncesinde 20dk. hiç bir şey yenmeyecek, su içmek bile yok! İçmeden 10dk.önce şişedeki suyu 10 kez çalkalıyoruz ve 10dk.bekliyoruz. Ardından yine 20dk.yemek/içmek yasak. Bildiğiniz su yani içtiği!

Biz cumartesi günü tek doz, pazar günü de 2 doz (sabah-akşam birer kapak su yani) şeklinde verdik. Bir kere ilk günden itibaren Asil’in kaşıntısı gözle görülür derecede azaldı, hatta artık hiç kaşıntısı yok! Bu sabah biz gittikten sonra Asil’in bezini değiştiren bakıcısı bile farkı fark etmiş, hiç bir şey kalmamış ki poposunda diye beni aradı!

Bizimki tamamen akut bir durumdu ve Asil henüz bebek olduğu için, doğru ellerde doğru şekilde hazırlanmış remedylere bağışıklık sistemi hızla yanıt verdi. Baştan da söylediğim gibi, çok derin bir konu aslında Homeopati ve ben sadece başlangıç aşamasında edindiğim bilgileri ve gözlemlerimi aktarmak istedim. Araştırmalarım devam ettikçe öğrendiklerimi buradan paylaşmaya devam edeceğim.

Bebeklerde Atopik Dermatit (Egzama)

Neredeyse 3 aydır Asil’in geçmek bilmeyen egzama problemiyle uğraşıyoruz, o yüzden baştan söylüyorum bu yazı biraz uzun olabilir! Bizim gibi Atopik Dermatit yaşayan ailelere bence ne kadar detaylı bilgi verirsem o kadar yardımcı olmuş olurum, zira yerli/yabancı o kadar çok forum/makale inceledim ki, anlatacağım çok şey var.

15 Ocak’ta tatile ilk gittiğimiz gün başladı egzamamız tam zaman vermek gerekirse (bez bölgesinde başladı ki buna diaper dermatik de deniyormuş). Aynı anda tüm vücudunu kırmızı isilik de sardı. Hava değişiminden pişik olduğunu düşündük başlarda, haliyle soğuk iklimden sıcak iklime geçmiştik. Derken İstanbul’a döndük, benim pişik geçer diyerek düşündüğüm kızarıklık ve kaşınmalar Asil’in sol bacağına da sıçradı. Önceleri küçük küçük pütürler halinde yuvarlak bir alanda başladı, sonra baldırının neredeyse tamamına ve göbeğine kadar yayıldı, hatta sağ bacağına da.

Sürekli de kaşındığı için mantar olduğuna neredeyse emindim, çocuk sürekli kaşınmanın verdiği rahatsızlıkla mutsuz ve huzursuzdu bu arada. Basit bir pişik yada mantar problemi için doktora götürmek, kan testleri vs. yapılmasını istemedim; eczaneden aldığım hafif kortizon içerikli MANTAR kremleri akşam yatmadan uyguladığımda sabaha kadar kızarıklıklar azalıyordu, Asil’de geceyi rahat geçiriyordu. Gün içinde tekrar aynı ve hatta kimi zaman artarak yayılıyordu kızarıklıklar. Minicik bebeğe kortizonlu krem uygulamak nasıl da bilinçsizce diyenlere tek bir cevabım var; gözünüzün önünde acı çeken bir bebek olduğu için fayda zarar hesabı yapıyorsunuz sadece, o an için faydalı oluyorsa zararları daha sonra telafi ederim diyorsunuz…

Bu şekilde neredeyse 1,5 ay geçirdik. Baktık olacak gibi değil, soluğu dermatologda aldık. Doktor’un tehşisi ATOPİK DERMATİK yani bizlerin kullandığı terim ile EGZAMA’ydı. Doktor beslenmeden kaynaklandığını düşünmediğini söyledi çünkü doğduğundan beri hiç besin alerjisi gözlemlememiştik, farklı bir besin de almamıştı zaten. Büyük olasılıkla bez kaynaklı olabileceğini ve ilk aşamada bez markasını değiştirmemizi tavsiye etti. Şimdiye kadar hep aynı marka bebek bezi kullanmıştık (Prima) ve artık çocuğuma alerji yapıyor olması gerçekten çok ilginçti. Neyse, eve giderken başka bir marka bez aldık; ayrıca klasik alerji şuruplarından olan Zyrtec şurup (akşam yatmadan 1 ölçek), HAMETAN pişik kremi, BABE Intim Temizleyici ve BABE Atopik ciltli bebekler için nemlendirici kremi de alarak eve döndük. Cildini nemli tutmamızı, atopik yapılı bir bebek olduğu için bu kızarıklıkların bir çıkıp bir kaybolacağını ve egzama ile yaşamaya alışmamızı önerdi doktorumuz. Atopik yapılı bebek doğduğundan beri neden şimdi tepki veriyordu peki?

Benim kafamda binlerce soru, her gün acaba ne yapsak da iyi gelse araştırmaları derken bir kaç gün önce, İzmir’de Homeopati eğitimi alan çok yakın bir arkadaşım Asil’e yardımcı olmamı ister misin diye sordu. O an benim EGZAMA araştırmalarıma Homeopati de eklenmiş oldu. Gördüm ki aslında bu yolla egzamadan kurtulan bir sürü bebek var! Ne ki şimdi Homeopati derseniz, bambaşka bir yazı konusu. Arkadaşım bana Asil ile ilgili bazı sorular sordu, şu an da onun için bir ilaç hazırlıyor, en geç cumartesi elimde olması için yetiştirmeye çalışıyor hatta. İşe yarayıp yaramayacağını görüp, yaşayıp yazacağım. Tek bildiğim, okuduğum o kadar çok yazı ve başarı öyküsü var ki, ben bu tedavinin işe yarayacağına tüm kalbimle inanıyorum.

Bu arada arkadaşımın sorularını cevaplarken yakaladığımız ortak bazı noktalar var ki, bunları da ayrıca yazacağım. Örneğin Asil’in egzaması 18 ay aşıları yapıldıktan 5 gün sonra ortaya çıktı! Aşıların bebeklere faydası ve zararları üzerine bir çok yazı olsa da, belki bir sebebi de aşılar olabilir diye düşünmeye başladım. Ya da Asil hafta sonları biz yanında olduğumuzda daha az kaşınma belirtisi gösteriyor ki bu belki de bizi özlediği için egzamanın psikolojik etkenli de olabileceği konusunu aklımıza getiriyor…

Haaa bu arada bunca şeyle uğraşmaktansa alerji testi neden yaptırmıyorsun, doğumdan itibaren alerji testi yapılabiliyor diyenler de olabilir. Bizim doktorumuz 3 yaşın altındaki bebeklere alerji testi yapılmasının, bebekte olmayan alerjenleri de uyarabileceği için önermediğini söylüyor, ben de alerji testi gibi bir eziyet yaşamasını istemiyorum açıkçası.

Önümüzdeki günlerde gözlemlerimi sizinle de paylaşacağım. Egzama sorunu yaşayan aileler ve özellikle de anneler; bebeklerinizi doktor doktor gezdirip helak etmeyin, onların canına sizin de paranıza yazık! Ben öğrendim ki, egzama denen hastalık için sadece sabır ve zaman gerekli. Biz aylardır uğraşıyoruz diyorum ama bu dertten yıllardır muzdarip, hatta alerji yapacağı için neredeyse hayatları boyu diyet yapan minikler var. En kötüyü düşündüğünüz anda sizden de kötüsü olduğunu hiç unutmayın olur mu?

 

 

Çocuğunuz ne olsun istersiniz?

asil

Daha hamile olduğunuzu öğrendiğiniz zaman başlıyor değil mi hayalleriniz? O’nun için hep en iyisi olsun, en güzeli olsun diye çabalayıp duruyoruz, hep o mutlu olsun diye…

Sonra yıllar geçiyor ve planlar başlıyor. En iyi anaokulu hangisi? Kaç yaşında yabancı dil eğitimine başlanmalı, kaç dil bilse, hangi okullara gitse diye kendi kendimizi yiyip bitiriyoruz. Asil doğdu doğalı bizim de çoğu zaman dönüp dolaşıp geldiğimiz konular bunlar aslında. Büyüyünce ne olacak? Çoğunuz nasıl mutlu olacaksa öyle olsun diyorsunuz biliyorum; ama zaman ve şartlar bir gün sizi de o maratona girmeye mecbur bırakacak. Bu yazıyı okuyanların çoğu (ve hatta belki ben bile!) eninde sonunda özel ders için öğretmen arayacağız belki de.

Bizim babasıyla Asil’in geleceğine dair tek hayalimiz çok gezen, yeni yerler keşfeden ve çok seven bir insan olması. Dünyayı gezsin istiyoruz, ne iş yaptığı önemli değil; ihtiyaçlarını karşılamaya yetecek kadar para kazansın yeter. Her yeni ülke yeni bir dünya aslında, yepyeni bir kültür! Şimdiden farklı kültürleri tanıması için seyahatlerimize dahil oldu bile minik adam, bir gün bizim gitmediğimiz kadar uzaklara da gidecek inanıyorum tüm kalbimle. Gittiği yerlere kalbindeki sevgiyi de götürsün istiyorum; yediği yemeği olmayanla paylaşsın, fazla kıyafetini sırtı çıplak bir çocuğa versin… Keşke tüketmesek dünyayı, tükenenleri yerine koyup sevgi dolu bir dünya bırakabilsek gelecek nesillere, keşke…

Süt içmeyen bebek olur mu?

Biz anneleri en çok zorlayan konular şüphesiz iştahsız ve uykusuz bebekler oluyor.

Uyku meselesi bence ilk 6 ay içinde eğitimle/uyku rutini oluşturulmasıyla çözüldü çözüldü, üzülerek söylüyorum ki sonrası ya çok zor ya da uzun yıllar devam edecek bir alışkanlığa dönüşüyor. Bebeklerin büyüme hormonunun en yoğun salgılandığı saatler gece 22:00-02:00 arası. Yani bebeğinizin gece 22:00dan önce uykuya geçmiş ve hatta derin uykuda olması gerekiyor, uyusun da büyüsün diye boşuna mı demiş atalarımız!

Neyse, asıl niyetim uyku değil beslenme ile ilgili yemek yeme sorunu çeken bebeklerin annelerine ufak tüyolar vermek. 1 yaşından sonra malumunuz bebeğiniz inek sütüne geçiyor. Sabah ve akşam 250 ml. olmak üzere süt içmesi (anne sütü almayan bebekler için) günlük kalsiyum ihtiyacını karşılaması açısından çok önemli. Peki ya bebeğiniz süt içmeyi reddediyorsa? Mesela Asil 1 yaşına geldiği gibi biberon kullanmayı bıraktı, tamamen kendi isteğiyle! Önceleri inek sütünü sevmiş olsa da, 13 aylıkken süt içmeyi de bıraktı! Yani bebeksin sen değil mi, bebek dediğin süt içer kardeşim!!! Neler denemedim o dönem bir bilseniz… Çeşitli meyveli sütler, ballı süt, pekmezli süt, yok ama bana mısın demedi benim inatçı cücem! Bu dönemde ben de günlük kalsiyum açığını nasıl kapatırım diye çok araştırdım. Sandığınız gibi sadece süt değil kalsiyum kaynağı, yoğurt zaten hem kalsiyum hem de içeriğindeki faydalı probiyotikler sebebiyle olmazsa olmazımız. Yoğurt bilindik bilgi, başka ne yapabilirim derseniz 1 çorba kaşığı tahin + 1 çorba kaşığı pekmez karışımında 1 su bardağı süte eşdeğer kalsiyum olduğunu biliyor muydunuz? Kaşar peyniri benim gözümde sanki hep en faydasız peynir gibiydi. Meğerse 30gr. (yaklaşık 1 kibrit kutusu) kaşar peynirinde 240 mg. (1 su bardağı süte eşdeğer) kalsiyum varmış da benim haberim yokmuş:)) Bu arada tarhana çorbasını da 1 bardak süt ekleyerek pişirmeyi deneyin, üzerine de biraz rendelenmiş kaşar peyniri eklediniz mi, missss gibi kalsiyum dolu bir öğün oldu size!

Demem o ki, bebeğiniz/çocuğunuz bir besini yemeyi reddettiğinde alternatifleri araştırın. Biz anneyiz, bir yolunu bulur o besinleri yediririz değil mi:) İnternette çeşitli sitelerde bebeklerin aylarına göre ihtiyacı olan kalori/kalsiyum miktarının bulunduğu tabloları indirebilirsiniz. Hadi ama anne, tembellik yapma! Kendine kalori hesabı yapmak için az mı geziyorsun site site, çıkar bir beslenme planı bebeğin için, yediği içtiği ne varsa hesapla. Bir de bebeğin o gün az yedi diye düşünme, okuduğum bir yazıda önemli olanın o gün ne yediği değil 1 hafta boyunca neler yediği olduğu üzerineydi. Bugün az kalori aldıysa o açığı bir kaç gün içinde kapayacaktır. Pes etmek yok, seveceği ne varsa ona göre denemeye devam edeceğiz.

 

Evde Tek Başına:)

İnsan kendi çocuğuna bakarken tabi ki gocunmaz, onlar evimizin neşesi, mutluluk sebebimiz öyle değil mi?

Ben bebeğimi 3 aylıkken bakıcı teyzesine bırakıp çalışmaya geri dönmüş bir anneyim. Hiç değilse 6 ay kendim bakmak istedim ama şartlar ve işimin yoğunluğu gereği doğum iznim biter bitmez geri dönmek zorundaydım. Benim ve eşimin ailesi İstanbul dışında yaşıyorlar, o yüzden bizim burada çocuk bakımı konusunda yardım alabileceğimiz kimsemiz yok. (Çocuğu cumartesi akşamdan anneanneye bırakıp pazar sabah 11’e kadar uyuyan, oradan eşiyle brunch’ a gidip akşama doğru çocuğunu almaya giden arkadaşlarıma gelsin bu cümle!)

İşe ilk başladığım dönemlerde bebeğim olduğunu ve evde bakıcısıyla kaldığını duyanlardan (arkadaş çevrem değil tamamen tanımadığım yabancı kimseler) acınası gözlerle bakıp ‘Olsun kızım, Allah’a emanet inşallah’ diyen çok oldu. Haberlerde çıkan bakıcı dehşeti başlıkları toplumda öyle bir ön yargı oluşturmuş olacak ki, bebeğe bir akrabası bakmazsa kim bilir başına neler gelir diye düşünüyor çoğu kişi. Asil ve ben bu konuda çok şanslıydık, bir arkadaşım vesilesiyle tanıdığımız İlkay Teyze’miz ailemizin bir parçası oldu artık. Çok zaman oldu ki Asil’e benden daha özenle ve sabırla yaklaştı, hala da öyle. İlk ve son bakıcımız oldu diyebilirim. Bu arada sürekli bakıcı değiştirmek durumunda kalan annelerin ve en çok da o bakıcılara alışan bebeklerin halini de tahmin edebiliyorum; dilerim herkesin karşısına vicdanlı insanlar çıksın.

Geçen yıl (Asil henüz 1 yaşındayken) İlkay teyzesi 1 hafta yıllık izne çıktı, Asil’e ben bakmak durumunda kaldım. Sanırım Cuma günüydü, salonun ortasında oturup bağıra bağıra ağlıyordum ‘YETEEEER’ diye. O haftanın sonunda işe geri dönüşüm sanki 5 yıldızlı tatil köyüne dönmek gibi gelmişti bana! Ne biçim annesin sen, insan çocuğu için bunları söyler mi diyen olursa; ben çocuğuyla günde 3-4 saat bile olsa etkin vakit geçirme taraftarı bir anneyim. Sürekli evde olup, yardım edecek kimsesi olmayan, bir yandan ev işleri, bir yandan çocuk derken sabırlı kalmayı başaran kaç anne var dürüst olun kendinize?! İlla ki sabrınız taşıp sesinizi yükseltmiyor musunuz böyle zamanlarda? Ben işte ne kadar yorulsam da, akşam eve dönerken babasıyla koşarak ve Asil’i çooook özlemiş olarak dönüyorum eve. Top oynuyoruz, lego yapıyoruz, yatakta zıplamaca yada gıdıklamaca oynuyoruz; birlikte sofrayı hazırlayıp yemek yiyip en son da uyku rutinimizi gerçekleştiriyoruz. Tüm bunlar 18:30-21:00 arası yaşanıyor bizim evde; hafta içi toplam 2,5 saat zamanımız var yani. Yetiyor mu, evet yetiyor! Uyku saatini kimi günler erkene bile çekiyor kendi kendine, sonra kalan saatler de anne-baba saatleri oluyor bizim için.

Bugün bunları neden yazdım derseniz, çalışan ve çocuğuyla yeterince vakit geçiremediği için üzülen annelere yalnız olmadıklarını hatırlatmak istedim. Belki de özendirici olur bu yazı ve istihdama katılan kadın iş gücü oranı bile artar ne dersiniz:)))