Bebek Beslenmesi ve Balkabaklı Muhallebi Tarifi

yemek1yemek 2yemek 3

Bebekler için tartışılmaz en faydalı besin anne sütü, biz anneler için de en basit olanı! En basit olduğu gerçeğini fark etmem için katı gıdaya geçmemiz gerekiyormuş:) Asil Kaan doğduğundan beri iştahlı bir bebekti, ilk tanıştığı anne sütünü bile hep iştahla içti, yemek konusunda annesini hiç üzmedi. Etrafımda beslenme konularında şikayetlerini duyduğum anneler olduğu için bu konuda şanslı olduğumu itiraf ediyorum.

Bebeğinizin anne sütünü bırakıp katı gıdaya geçmesi sizin için bugün ne pişirsem derdinin 2’ye katlanması demekmiş. Önce dolabınızda her daim taze mayalanmış anne yoğurdu bulunacak! Sonra sabah kahvaltısının vazgeçilmezi yumurta ve labne peynir. Yemek meselesine gelince, şiddetle tek bir tavsiyem olacak; besinleri ASLA mutfak robotu yada rondo benzeri bir araç kullanıp püre yemeye alıştırmayın kuzucukları, sonra geri dönüşü çok zor bir yola girmiş olursunuz. Cam rendeniz ve ezmek için çatalınız olmazsa olmazınız olsun.

İlk ne ile başladınız derseniz 1/4 yumurta sarısı, 1 tatlı kaşığı labne peynir ve biraz da ekmek içi; ne heyecanlanmıştık o ilk kahvaltısını yaptığı gün!!!Şimdiyse sabahları menemen yada ıspanaklı börek yiyecek kadar dişlerimiz var:)

Tek tek şunu yedirin, bunu yedirmeyin gibi bir beslenme uzmanlığı yapmak değil niyetim, zira uzman da değilim. Buradan zaman zaman Asil’in en sevdiği yemek tariflerini paylaşmak istiyorum sadece, belki size de fikir olur, belki daha önce hiç yemediği bir besini almış olur bebeğiniz bu sayede.

İlk aklıma gelen Asil’in bebekken en sevdiği mamalardan olan Balkabağı Püresi tarifi olacak, detaylar aşağıda;

1 küçük dilim balkabağı

3 çorba kaşığı irmik

1 çorba kaşığı tuzsuz lor peyniri

Tarif çok basit aslında. Kabağı küçük parçalar haline getirip buharda haşlayın (haşlama konusunda ben hep buhar sistemini kullandım bebekken, size de gıdaların içindeki besin değerini daha iyi koruduğu için bu yöntemi tavsiye ederim). İrmiği ayrı bir tencerede su ile göz kararı pişirin (Asil neredeyse 1 yaşına gelene kadar hiç pirinç tüketmedik, ya bulgur ya irmik yedi. Pirinçlerdeki GDO karmaşası yüzünden bizim doktorumuz sebze yemeklerinin içine bile 6.aydan itibaren irmik eklememi söylemişti.) Pişirdiğiniz irmiğin içine buharda haşladığınız kabakları ekleyip çatal yardımıyla ezin, ılıdıktan sonra lor peynirini de eklediniz mi, bebeğiniz için besleyici bir öğle yemeği hazır demektir!

Not: 1 yaşından sonra bu tarifi irmiği inek sütü ile pişirerek ve 1 tatlı kaşığı bal da ekleyerek hazırlamaya devam edebilirsiniz, bence tam bir kış yemeği tarifi oluyor. 1 yaşından önce inek sütü ve bal kesinlikle yasak. Doktorunuzun da onayıyla 8.ayda pekmez tüketmeye başladıysanız pekmez eklenebilir.

 

Etkinlik dediğin nedir ki?!

İmrenerek baktığım anneler var etrafımda. Çocukları etkinlikten etkinliğe koşuyor, gittikleri ortamlarda da son derece uyumlu olan çocuklarıyla sevimli pozlar verip sosyal medyada resim paylaşıyorlar. Biz nasılız peki?

Asil 21 aylık ve toplam kelime dağarcığı 15’i geçmez. Bu bildiği kelimeleri de canı istemediği sürece asla söyletemezsiniz, işaret diliyle çözdü bizimki işi, ve tabi ağlamayla:) Her çocuğun dil gelişim hızı farklıdır biliyorum, ama bizim çocuk sosyalleşme konusunda da geride kaldı bence (neye göre derseniz uzman değilim, anne iç güdülerime göre!). Yaşıtı çocuklarla bir araya geldiğinde ya da bir etkinlik yapmaya çalıştığımızda hiiiiiç oralı olmuyor ne yazık ki. Duyusal zekası gelişsin, ince motor beceriler edinsin falan ne yazık ki hikaye!!!! Mesela bir kabın içine makarnaları boşaltıyorum, kaşıkla diğer boş kaba aktaralım etkinlik olsun diyorum; bizim çocuk o makarnaları kuru kuru mideye indiriyor!!! Oğlum onlar yenmez noktasından sonra zaten isyan, ağlamalar, makarnaları etrafa fırlatmalar… Oyun hamurları mı denemedim (onları da yedi ne yazık ki!), nişastalarla Obleck hamurları mı hazırlamadım, yıkanabilir boya  kalemleri mi almadım; hepsi boş… Kabul ediyorum artık, her çocuk farklı olduğu gibi gelişim süreçleri de farklı olabiliyor ne yazık ki. O yüzden çocuğunuzu aynı yaşta/ayda farklı çocuklarla kıyaslamak sizi gereksiz bir bunalıma sokabilir.

Dün akşam yemekten sonra ailecek top oynadık mesela. Babası bana, ben babasına topu ayağımızla atarken bolca ‘GOOOL’ çığlıklarının olduğu; Asil’in de koşup kahkaha atmaktan yorulduğu bir yarım saat geçirdik, alın size etkinlik! Asil hareketli bir çocuk; koşmayı, yaramazlık yapmayı, yeni şeyler kurcalayıp bulmayı, ben yemek yaparken yanımda oturup tencerelerle oynamayı seviyor. Yani aslında etkinlik yapmıyor değil, ama benim etkinlikten anladığım otursun yarım saat sulu boya yapsın, oyun hamurundan hayvan tarzında bir çocuk değil o kadar! Belki bir kaç ay sonra bunları da yapacak, ama henüz ilgisini çekmiyorlar. Ayrıca belirtmeliyim ki top oynarken ‘Attım’ kelimesini bolca söyledi, ayağıyla topa düzgün bir şekilde vurma, top sürme gibi becerilerini de geliştirdi.

Ben uzman değilim, sadece anneyim. Top oynama etkinliğin hangi motor becerisini geliştirdiğini, beyninin neresine etki ettiğini bilmem! Tek bildiğim anne babasıyla mutlu zaman geçirdiği, bu da bana yeter zaten…

Şekersiz Yaşamaya Alışmak

Malumunuz yaz geliyor, çoğumuzu bir zayıflama telaşı almış gidiyor. Dürüst olmak gerekirse; bu yaşıma kadar neredeyse hep dikkat ettim yediklerime, ince yapılı olsam da kilo almaya çok elverişli bir bünyem var. En kötüsü de ne kadar dikkat edip diyet yapsam da, vazgeçemediğim bir tatlı bağımlılığım var ne yazık ki… ‘Bağımlılık‘ gerçekten doğru kelime çünkü bünye şekere bir alıştı mı bırakması çok zor oluyor. Çocuklarımızı da bu beyaz düşmanla ne kadar geç tanıştırırsak o kadar iyi. Ben Asil’e gün içinde atıştırmalık abur cubur olarak hep kurutulmuş meyveler (dut, üzüm, yaban mersini) ya da kuru yemişler veriyorum. Ne yazık ki çikolatanın tadını öğrendi, ama biz almadığımız sürece görüp de isteyemiyor ve biz de eve bu tarz şekerli atıştırmalıkları ya hiç almıyoruz ya da aldığımızda da göremeyeceği yerlere saklıyoruz.

Konumuz olan şekersiz yaşamaya gelince; ben zaten hiç çay/kahve içerken şeker kullanan biri olmadım. Ama en sıkı diyet yaptığım zamanlarda bile rafine şeker içeren bir besin mutlaka yedim, çikolata/tatlı yemediğim bir gün benim için günden sayılmıyordu:) Akşamları kahve yanında sufle keyfi mi dersiniz, sabahları kızarmış ekmek üzeri Nutella mı istersiniz, aklınıza ne gelirse…

Bu kez kendime bir söz verdim, şekersiz hayata ya alışacağım ya alışacağım! Pazartesiden beri yukarıda saydıklarımın hiç birini yemedim, yani sıfır şeker tadıyla yaşıyorum:) Gün içinde haşlanmış kara buğday (6 yemek kaşığı) içine 1 elma rendesi ve 1 çay kaşığı tarçını karştırıp yiyiyorum; böylece hem tatlı isteğimi bastırmış oluyorum, hem de kara buğdayın tok tutan özelliği sayesinde daha az kalori alıyorum.

Kilo vermek öncelikli amacımdı başlarken başlarken ama bu arada fark ettim ki tatlı isteğim her geçen gün azalıyor! Şimdilik hedefim 21 günü bu şekilde beslenerek tamamlayıp, hiç değilse beynime alışkanlık kazanması için fırsat tanımak. Dilerim bu sefer başarılı olurum ve şeker denen zehri hayatımdan tamamen çıkarırım.

Unutmayın, hepimizin vücudunda kanser yatkınlığı olan hücreler var ve uyuyorlar. Bağışıklığı düşen bir bünye yada şeker (buna fazla karbonhidrat tüketimi de dahil) uyuyan canavarı uyandırıp bizleri hasta ediyor. Önce kendimiz, sonra sevdiklerimiz için ne kadar sağlıklı beslenirsek o kadar kaliteli bir hayat süreriz.

ASİL’İN İLK HAYAL KIRIKLIĞI’NIN HİKAYESİ

Aşağıda okuyacağınız Asil’in ilk hayal kırıklığı ile ilgili hikayeyi Singapur’daki son günümüzde yaşadık.  Geçtiğimiz günlerde facebook sayfamda paylaştım, burada da anı olarak kalsın diye tekrar yazıyorum…

ASİL’İN İLK HAYAL KIRIKLIĞI

Günlerden bir gün, Asil köşede duran bir scooter bulur (bkz.1.resim) Anne Asil’e sakince açıklamaya çalışır, ‘Oğlum bu bizim değil başkasının’ diye, Asil de bu arada sahibi de kimmiş diye etrafa bakmaktadır (bkz.2.resim) Sahibinin her an gelebileceği tehlikesine karşı Asil kaşlarını çatıp, en sert haliyle beklemeye koyulur (bkz.3.resim) Derken scooter’ın sahibi küçük şirin kız geliverir, anne artık scooter’ı sahibine vermemiz gerektiğini Asil’e anlatmaya çalışır (bkz.4.resim) Asil henüz scooter’dan ayrılmaya hazır değildir ancak küçük ve cool Amerika’lı kız hiç oralı olmayıp scooter’ını aldığı gibi arkasına bakmadan uzaklaşır (bkz.5.resim) Bir önceki resimde yüzünde kaybetmenin şaşkınlığı olan Asil, bu resimde artık scooter’ı tamamen kaybettiğini anlamış ve akan göz yaşlarına engel olamamıştır (bkz.6.resim)

SAMSUNG CAMERA PICTURES
1.Resim
SAMSUNG CAMERA PICTURES
2.Resim
SAMSUNG CAMERA PICTURES
3.Resim
SAMSUNG CAMERA PICTURES
4.Resim
SAMSUNG CAMERA PICTURES
5.Resim
SAMSUNG CAMERA PICTURES
6.Resim

Asil’in ilk hayal kırıklığının hikayesini, babasının gözünden çekilmiş resimlerle okudunuz:))

 

2 YAŞ SENDROMU geliyorum demez gelir!

 

2 yaş

Tatil bittikten sonra farkettik ki, en çok Asil için etkili olmuştu 15 gün uzaklarda olmak. Belki sabahtan akşama kadar geziyor olmak, belki anne babasıyla sürekli birlikte olmak, belki de sıcak iklimin verdiği özgürlükten midir bilinmez; Asil inanılmaz bir değişim gösterdi. Bir kere bize anne-baba diyerek seslenmeye başladı ki şimdiye kadar hiç yapmamıştı. Asil’i tanıyanlar bilir, toplum içine girdiğinde biraz ürkek ve çekingen davranan, annenin kucağından başka yere ayrılmayan bir bebekti. Tatildeyse inanılmaz bir özgüven geldi üzerine; biz uçağa binmeden önce sıra beklerken ne zaman arkamızı dönsek Asil başka birileriyle oyun oynayıp fotoğraf çektiriyordu mesela:)) Keşke dedik hep, keşke buralarda denizin kenarında yaşayıp büyütebilsek oğlumuzu…

Tatilde 2 yaş sendromunun ilk belirtileri yavaş yavaş hissedilmeye başlamıştı, ne desek HAYIR cevabı aldığımız bir Asil vardı. Döndükten sonra da değişen bir şey olmadı, bu aralar evde sürekli ağlama krizlerine giren, her dediğini o anda yaptırmaya çalışan bir 21 aylık bebek var. Ben okuduklarıma ve duygularıma dayanarak mümkün olduğunca sakin kalmaya, Asil’in bu ağlama krizlerini atlatmak için dikkatini farklı yönlere çekmeye çalışıyorum. Bizim çocuk mu çok dirençli, ben mi yeteri kadar başarılı değilim bilmiyorum; tek bildiğim bu aralar günü gününe tutmuyor işte bir türlü:(( Sürekli bu da geçecek diyorum kendi kendime, her zor dönem gibi bu dönem de bitecek ve bir yenisi gelecek. Ama bir yandan da ya yanlış bir tutum sergilersem, ya psikolojisi bozulursa, ya bilinç altında geri dönüşü olmayan bir etki bırakırsam (ay sanki çocuğa işkence yapıyorum sanacak okuyan da, evet şu an biraz abartmış olabilirim!) diye sürekli okuyorum, okuyorum… Kitaplar okuyorum, başka annelerin yaşadıklarını okuyorum, belki bu emeklerimin karşılığını bir gün alacağım ama ne zaman bilmiyorum.

Keşke böyle bebek kalsan diyorum uyuduğu zaman, o kadar melek gibi ki; uyandığındaysa ne zaman büyüyecek de bitecek bu sendromlar diye isyan ediyorum. Asil için bu gelişiminin bir süreci ve normal bir dönem, peki ya benim için normal mi tüm yaşadıklarım?

Koh Lipe, Rüyalar Adası

Yaklaşık bir aydan fazla olmuş yazamayalı, tamamen sayfamdaki teknik ve benim anlamadığım sorunlardan ötürü. Tatil yazılarımı ülke ülke, şehir şehir yazmayı planlamış ve hatta Kamboçya (Siem Reap) yazım ile başlamıştım da. Ama bu kadar ara verdikten sonra ve gezerken not almaya üşendiğim için hatırlayamadığım öyle çok ayrıntı var ki şu an…

Kısa bir özet geçmek gerekirse, Uzakdoğu’da şimdiye kadar gezdiğimiz ve bizim için listenin hep en üstünde olan Koh Lipe (Tayland’ın bir adası)

ada

yine bu tatilimizin de göz bebeği oldu. Koh Lipe’ yi Uzakdoğu’ya gitme planı olan herkese şiddetle tavsiye ederim, Phuket falan hikaye inanın bana. Denizinin berraklığı, kumların inceliği, insanların güler yüzlü oluşu; çocukla da iyi ki gelmişiz dedirtti bize. Koh Lipe’ye gelmek için tek sıkıntı ulaşımın zor olması, ama hepsini göze almaya değer inanın. Gündüz denizin tadını çıkarın, serinlemek için onlarca çeşit tropik meyveden yapılmış shake’ler deneyin, akşam Walking Street’de her bütçeye/zevke uygun lezzetli yemeklerden yiyin, gece plajda çalan müzikler eşliğinde yıldızları izlemenin keyfine varın…

walking street

shake

Koh Lipe ile ilgili sorularınız olursa (ulaşım/konaklama/yeme-içme ile ilgili) buradan cevap verip yardımcı olmaya çalışırım, ama yukarıda da bahsettiğim gibi o kadar çok şey var ki şu an yazmakla bitiremem:)