Anne Olmak ya da Olmamak…

hastane

Küçükken büyüdüğünde ne olacaksın sorularına hep ‘gelin olacağım’ cevabı verirdim. Bundan yaklaşık 5 buçuk yıl kadar önce hayalime kavuştum, aşık olduğum adamla evlendim, benden mutlusu yoktu artık. İkimiz de turimci olunca yazlar bitmek bilmez bir koşturma içinde geçmeye başladı, bilen bilir; turizmci uyumaz, turizmci yorulmaz, yaz kış demez çalışır! 2012 yılıydı, bu koşturmacalı hayatımıza bir de bebek mi eklense acaba diye düşünmeye başladık. İstanbul şartlarında özel hastane maliyetlerini de saydığınız zaman, bize en mantıklı gelen yolu seçip ‘Özel Sağlık Sigortası’ yaptırdık. Hamilelik sürecini ve doğumu sigortanızın kapsamasını istiyorsanız özel sigortaların en az 1 yıl bekleme koşulu var (sadece bir firma 6 ay koşulu sunuyor ama onun da diğer imkanları bize çok avantajlı gelmedi açıkçası). Yani sigorta tamam hadi hamile kalayım olmuyor. Biz de 2013’e kadar sigortamızın bir yılını doldurmasını bekledik. 2013 Eylül ayı geldiğinde artık sigortamız benim ve bebeğimizin tüm masraflarını karşılamaya hazırdı. Asil’e 3 haftalık hamile olduğumu 11 Ekim 2013’de kan testiyle bakılan BETA-HCG sonucumu alınca öğrendim. Burada mutlaka belirtmek istiyorum, eczanelerde satılan testler erken gebelik ile ilgili doğru bilgi vermiyor, daha doğrusu gebelik hormonu önce kanda sonra idrarda yükselmeye başladığı için erken dönemde yanıltıcı olabiliyor. Misal; ben eczaneden aldığım 5 testte de negatif sonuç (tek çizgi) aldım ve bu inanın çok moral bozucu bir durum. Neyse, asıl konumuza dönelim; anne adayı olduğumu öğrenmiştim artık!!! İlerleyen günlerde hamilelik ile ilgili yaşadığım tecrübeleri de buradan yazacağım, sizin de merak ettikleriniz olursa seve seve yanıtlarım. Hamilelik; hele de ilk bebeğinizse, bir kadının yaşayabileceği en keyifli süreç bana sorarsanız! Kilo aldığınız için üzülmek yok, canınız ne çekerse yerken kalori hesabı yok, eşinizin ilgisi sevgisi de cabası! Tabii ki her güzel şey gibi hamileliğin de anne adayını zorlayıcı tarafları var; ilk aylarda bitmek bilmeyen sabah bulantıları, büyüyen göbeğinizle birlikte gece uykularının bolca bölünmesini de unutmamak lazım…

Son derece heyecanlı, telaşlı, panik bir anne adayı olarak hamilelik maceram 17 Haziran 2014 günü 40+3 günlük hamileyken 18 saatlik suni sancı çektikten sonra normal doğum yapmayı başaramayıp (evet benim için hamilelik sonucu başarı tanımı sadece NORMAL DOĞUM’du!) mecburi sezeryan ile tamamlandı. Saat 17:47’de minik meleğimiz Asil Kaan dünyaya gözlerini açtı. Doğum sırasında yanımda olan eşimin sözleri hala kulağımda ‘Emel bu bembeyaz bir bebek’… Asil Kaan 3820 gr. ağırlığında, gerçekten eşimin dediği gibi bir pamuk topu gibi geldi dünyaya, o kadar güzeldi ki…

Hamilelik sürecimi ve doğumumu atlatırken beni hep gülümseyen ve pozitif tutumlarıyla rahatlatan sevgili doktorum Op.Dr.Figen Taşer Güney’e ne kadar teşekkür etsem azdır. İlk günden beri normal doğumu destekleyen yaklaşımıyla, her daim her soruma verdiği bilgilendirici tavırlarıyla, normal doğum düşünen tüm annelere tavsiye ederim kendisini. Figen Hanım küçük bir kasaba hastanesinde bile olsa, yine gidip kendisiyle yaparım doğumumu, son kararımdır!

Tüm geçen o ayların ardından artık ANNE olmuştum ben de… Anne olmasam ne yapardım şu an derseniz; yine koşturmalı hayatımıza devam ediyor olurduk eşimle, yani şimdikinden pek de farklı olmazdı durum. Tek fark bir bebeğiniz olduğunda koşturmanın temposunu siz değil o sevimli cücenin ayarlıyor olması sanırım! Zaman zaman yorulup sinirlerimi zorlayacak noktaya gelsem de, anne olduğum için, evladımızı sağlıkla yanımızda büyütebildiğimiz için binlerce kez şükürler olsun…

“Anne Olmak ya da Olmamak…” için bir cevap

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir